|
|
Hakkımda
hosgeldiniz
|
Bağlantılarım
|
|
|
Bannerim
|
EĞER KOPYALAMADA SORUN VARSA İMLECİ KODLARIN ÜZERİNE GETİRİP SAĞ TIKLAYIN VE TÜMÜNÜ SEÇ DİYİN KODLARI SEÇİNCE MAVİNİN ÜZERİNE YİNE SAĞ TIKLAYIP KOPYALA DİYİN..
|
---------
|
|
|
|
___________Nene Hatun______________

Takvimler 7 Kasım 1877’yi gösteriyordu.
Nene Hatun üç yıl önce evlenmişti. Henüz yirmisindeydi ve üç aylık bebeği vardı. On beş gün önce, köyleri Rus askerleri tarafından işgal edilince, ailesiyle Erzurum’a gelmişti. Türk ordusu uzunca bir zamandır birçok cephede çarpışıyordu. Doğu cephesinde de savaş bütün hızıyla devam ediyordu. Aslında Gazi Ahmet Muhtar Paşa şimdiye kadar düşmanın işini çoktan bitirecekti; ama hesapta olmayan bir düşman daha vardı. Yıllarca bu topraklarda birlikte yaşadığımız Ermenilerden bir kısmı şimdi çeteler hâlinde geziyor, baskınlar yapıyor, mâsum insanları -hem de çoluk çocuk demeden- katlediyordu. Daha dün sabah, yakınlardaki bir köyde çeteler tarafından ağaca çivilenen bebeğin hikâyesini dinlemişti. Allah’ım bu nasıl bir vahşetti, bunu yapanların hiç mi vicdanı yoktu! Nene Hatun, asırlarca birlik ve beraberlik içinde yaşadıkları bu insanlardan bazılarının bugün niçin bu derece canavarlaştıklarını zaman zaman düşünüyor; fakat ikna edici bir cevap bulamıyordu. Bu çeteler yüzünden eli silâh tutan herkes cepheye gidemiyor, mâsumlar katledilmesin diye köylerde nöbet tutuluyordu.
Kerpiçten yapılma iki odalı evlerinin küçük odasında şafağın sökmesini bekleyen Nene Hatun, bir yandan sobanın yanı başındaki beşiğinde uyuyan bebeğini sallıyor, diğer yandan da mum ışığında sağ elindeki Mushaf’ı okumaya devam ediyordu.
Birçok yakını cephedeydi. Uzun zamandır hiç birinden haber alamamıştı. Dün kuşluk vakti ağabeyini getirmişlerdi. Vücudunda boğaz boğaza çarpışmanın sebep olduğu çok derin süngü yaraları vardı. Âdeta damarlarında kan kalmamıştı. Ve bir-iki saat sonra Nene Hatun’un kollarında ruhunu teslim etti. Nene Hatun, kutlu bir yolda canını veren ve şehadet şerbetini içerek sonsuzluğa uçan ağabeyinin vücuduna sarılıp ağladı, ağladı, ağladı... Şehitlerin ardından ağlanmaz diye engel olmaya çalıştılar; ama Nene Hatun sadece ağabeyi için değil, vatan için de ağlıyordu.
Cepheden gelen son haberlere göre düşman çok kalabalıktı, ondan da önemlisi iyi silâhları vardı. Bunları düşünürken, dilinden hiç düşürmediği duasını bir kez daha tekrarladı: “Allah’ım, düşmanları Sen’in azamet ve kudretine havale ediyor ve şerlerinden Sana sığınıyoruz.”
Sabah ezanının okunmasına az bir zaman vardı. Dışarıdan gelen bağrışmalar ve silâh sesleriyle irkildiler. Eşinin dışarı çıkmasıyla içeri girmesi bir oldu ve kararlı bir şekilde şunları söyledi: “Ermeni çeteleri ve Rus askerleri tabyalara saldırmışlar, karşı koymaya gidiyoruz. Eğer dönemezsem ve düşman buraya kadar gelirse sakın teslim olmayın, alacaklarsa cesetlerinizi alsınlar. Allah’a emanet olun!” Ve sobanın yanında duran baltayı kaptığı gibi kapıdan yıldırım hızıyla tabyalara doğru koşmaya başladı.
Nene Hatun’un cesaretli ve soğukkanlı bir yapısı vardı. Kocasının kolay kolay geri dönmeyeceğini biliyordu. Arkasından “Allah yardımcınız olsun!” diye dua etti.
Zaman hayli ilerlemişti. Silâh seslerinin ardı arkası kesilmiyordu. Abdestini tazeledi. Yüreği cephede, kulağı ezandaydı. Fakat minarelerden ezandan hemen önce farklı bir ses duyuldu. Aziziye Tabyaları’nın düşman eline geçtiği, askerlerin çoğunun şehit olduğu ilân ediliyordu.
Çok dinleyemedi Nene Hatun. Çocuğunu öptü, kokladı; “Nâzım’ım seni bana Allah verdi, ben de seni yine O’na emanet ediyorum” dedi. Eline satırını ve şehit ağabeyinin tüfeğini aldığı gibi tabyalara doğru koşmaya başladı.
Tabyalarda mevzilenmiş çeteler ve düşman askerleri, kendilerine doğru akmakta olan iman ordusu karşısında sanki bütün Anadolu üzerlerine geliyormuş gibi hissettiler. Başlarındaki subayın “Ateş serbest!” emriyle namlular birbiri ardına patlamaya başladı. İlk sıralarda olanlar birer birer yere yığılıyordu; ama gelenlerin ardı arkası kesilecek gibi değildi. Düşman, hiç böyle bir direniş beklemiyordu. Yediden yetmişe bütün Erzurumlular, tabyaların demir kapılarını bir kâğıt gibi çiğneyerek düşmanın içerisine dalmıştı. Çeteler ve düşman askerleri sel sularında eriyen kar gibi eridi. Çarpışma kısa sürmüştü. Nene Hatun, çetelerin olanca kinleriyle sökerek yere attıkları şanlı bayrağı düştüğü yerden aldı, alnına götürdü ve gözlerinden yaşlar boşanırken ait olduğu yere astı. Nene Hatun ve kahraman Anadolu insanının o sabah başlattıkları mücadele, düşman, vatan topraklarını terk edinceye kadar devam etti. İyi donanımlı düşman askerlerinden tabyalar geri alındı. Üç bin düşman askeri öldürülmüştü. Buna karşılık bin kadar şehit vardı. Varsın olsundu, vatan olmadıktan sonra yaşamanın ne mânâsı vardı?!..
Nene Hatun da omzundan yaralanmıştı. Ama o âdeta kendini unutmuş, yarası daha ağır olanların yardımına koşuyordu. Birkaç dakika öncesine kadar cephede mermi taşıyan, askerlere su dağıtan ve siper kazan kahraman kadın, şimdi yerini askerlerin yaralarını saran bir hastabakıcıya bırakmıştı.
O gün Aziziye Tabyaları’nda, Müslüman-Türk tarihinde Nene Hatun’la sembolleşen altın bir sayfa daha açıldı. Allah için can siperâne mücadele veren Safiyye ve Nesibe Hatunların, Ûmm-û Hiramların, cepheye cephane taşırken donarak şehit olan Şerife Anaların, cephane arabasının boyunduruğunun bir tarafına elde kalan tek hayvanını, diğer tarafına da kendisini koşarak cepheye mermi taşıyan Ayşe Anaların oluşturduğu altın halkaya bir kahraman kadın daha eklendi.
Nene Hatun’un vatan için kahramanca verdiği mücadele bu kadarla da bitmemişti. O gün evde üç aylıkken bıraktığı oğlu Nâzım ve daha sonra doğan üç oğlundan ikisi, Birinci Dünya Harbi’nde canlarını vatana feda ettiler.
Ne mutlu sana Kahraman Ana. Kendin gazi, oğulların şehit...
Aziziye Tabyası’na diktiğin bayrak, bugün dalgalanmaya devam ediyor... |
Tarih: 20:13, 12/5/2009 Kategori: Edebiyat _ kultur sanat _ Kutuphane |
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Sarki İsİmlerİne Dİkkat
Sırayla sadece şarkı isimlerini okuyun
yildiz tilbe- seni o sanmistim hande yener - uzgunum o kadin ben degilim celik - afedersin izel - eyvallah
berksan - opuselim mi petek dincoz- git isine kenan dogulu- bir kereden hicbirsey olmaz gulben ergen- kandiramazsin beni
celik - benimle evlenir misin kayahan - neden olmasin gulben ergen- tesekkur ederim tan - rica ederim
bomb - sen hic sevdin mi hulya avsar - sevdim tarkan - kimdi kutsi - sana ne i. tatlises - haydi soyle sezen aksu - adI bende saklI ebru gundes - erkeksen soyle seda sayan - o kendini biliyor ozcan deniz - yalvaririm
i . tatlises - sabuha a. nur yengi- ay inanmiyorum ajda pekkan - o benim dunyam petek dincoz- zevksiz sende
*Alıntıdır. |
Tarih: 19:32, 12/5/2009 Kategori: Fikralar _ Komik yazilar |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Sazan =)
Otobüsle giderken, Bolu Dağı'nda verilen molada hemen tuvalete koşturdu. Korkunç sıkışmıştı. Şansına boş kabin bulup kendini oraya attı... Tam oturmuştu ki yan kabinden bir ses 'merhaba' dedi. Adam şaşkın 'Merhaba' diye cevap verdi.
Ses devam etti: Nasılsın?' İlk defa başına böyle bir şey geliyordu...
Yine şaşkın şaşkın yanıtladı: 'Sağ ol, iyiyim. sen nasılsın?'
Ses sordu: 'Ne yapıyorsun?'
Bir an tereddüt geçirdi. Adam onun tuvalette olduğunu bildiği için mutlaka ne yaptığını da biliyordu. Düşündü ve yanıtladı: 'Ben' dedi 'İstanbul'dan Ankara'ya gidiyorum. Sen nereye gidiyorsun?'
Adamın sonraki cümlesi bu muhabbeti sona erdirdi.
Hayatım, telefonu kapatıyorum. Yandaki tuvalette bir gerizekalı var. Sana sorduğum sorulara yanıt verip duruyor. Ben seni sonra ararım...  |
Tarih: 20:02, 10/5/2009 Kategori: Fikralar _ Komik yazilar |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Sesime Kulak Ver!!!.. Mevlana
Mevlana'nın söylediği ve günümüze kadar insanlığa ışık tutan sözlerinden bazıları: [ortala] 
· Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol. · Şu dünyada yüzlerce ahmak, etek dolusu altın verir de, şeytandan dert satın alır. . Vazifesini tam yerine getirmemiş olanın vicdan yarasına ne mazaretin devası ne ilacın şifası deva getirmiş.. . Aşk altın değildir, saklanmaz. Aşıkın bütün sırları meydandadır.. . Yeşillerden, çiçeklerden meydana gelen bahçe geçici, fakat akıllardan meydana gelen gül bahçesi hep yeşil ve güzeldir.. · Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok. . Aşk, davaya benzer, cefa çekmek de şahide: Şahidin yoksa davayı kazanamazsın ki.. · Sen diri oldukça ölü yıkayıcı seni yıkar mı hiç? · İsa'nın eşeğinden şeker esirgenmez ama eşek yaratılışı bakımından otu beğenir. · Dert, insanı yokluğa götüren rahvan attır. · Ehil olmayanlara sabretmek ehil olanları parlatır. · Leş, bize göre rezildir ama, domuza, köpeğe şekerdir,helvadır. · Kuzgun, bağda kuzgunca bağırır. Ama bülbül, kuzgun bağırıyor diye güzelim sesini keser mi hiç? · Pisler, pisliklerini yapar ama sular da temizlemeye çalışır. · Dikenden gül bitiren, kışı da bahar haline döndürür. Selviyi hür bir halde yücelten, kederi de sevinç haline sokabilir. · Nasıl olur da deniz, köpeğin ağzından pislenir, nasıl olur da güneş üflemekle söner? · Akıl padişahı kafesi kırdı mı, kuşların her biri bir yöne uçar · Tövbe bineği, şaşılacak bir binektir. Bir solukta aşağılık dünyadan göğe sıçrayıverir. · O beden testisi ab-ı hayatla dopdolu, bu beden testisi ise ölüm zehiri ile. İçindekine bakarsan padişahsın, kabına bakarsan yolu yitirdin. · Genişlik, sabırdan doğar. · Korkunç bir kurban bayramı olan kıyamet günü, inananlara bayram günüdür, öküzlere ölüm günü. · Kim daha güzelse kıskançlığı daha fazla olur. Kıskançlık ateşten meydana gelir. · Dünya tuzaktır. Yemi de istek. İstek tuzaklarından kaçının. · Irmak suyunu tümden içmenin imkanı yok ama susuzluğu giderecek kadar içmemenin de imkanı yok. · Gürzü kendine vur. Benliğini, varlığımı kır gitsin. Çünkü bu ten gözü, kulağa tıkanmış pamuğa benzer. · Ey altın sırmalarla süslü elbiseler giymeye, kemer takmaya alışmış kişi. Sonunda sana da dikişsiz elbiseyi giydirecekler. · Eşeğe, katır boncuğuyla inci birdir. Zaten o eşek, inciyle denizin varlığından da şüphe eder. · Birisi güzel bir söz söylüyorsa bu, dinleyenin dinlemesinden, anlamasından ileri gelir. · Oruç tutmak güçtür, çetindir ama Allah'ın kulu kendisinden uzaklaştırmasından, bir derde uğratmasından daha iyidir. · Ayın, geceye sabretmesi, onu apaydın eder. Gülün, dikene sabretmesi, güle güzel bir koku verir. Arslanın, sabredip pislik içinde beklemesi, onu deve yavrusu ile doyurur. · Zahidin kıblesi, lütuf, kerem sahibi Allah'tır. Tamahkarın kıblesi ise altın torbası. . Allah ile olduktan sonra ölüm de, ömür de hoştur.. · Sarhoş, cinayeti yapar da sonra "özrüm vardı, kendimde değildim"der. Kendinde olmayış,kendiliğinden gelmedi sana,onu sen çağırdın. · İnsan gözdür, görüştür, gerisi ettir. İnsanın gözü neyi görüyorsa, değeri o kadardır. · Birinin başına toprak saçsan başı yarılmaz. Suyu başına döksen, başı kırılmaz. Toprakla, suyla baş yarmak istiyorsan, toprağı suya karıştırıp kerpiç yapman gerek. · Yoldaki bir tepecik seni bunaltmış,oysa önünde yüzlerce dağ var · Kabuğu kırılan sedef üzüntü vermesin sana, içinde inci vardır. · Adalet nedir? Her şeyi yerine koymak. Zulüm nedir? Bir şeyi yerine koymamak,başka yere koymak. · Hiçbir kafire hor gözle bakmayın. Müslüman olarak ölmesi umulur çünkü. · Şu deredeki su,kaç kere değişti,yıldızların akisleri hep yerinde. · Yol kesenler olmadıkça ,lanetlenmiş şeytan bulunmadıkça,sabırlılar ,gerçek erler,yoksulları doyuranlar nasıl belirir,anlaşılır? · Oyun ,görünüşte akla uymaz ama çocuk oyunla akıllanır. · Anlayış,edep şehirlilerdedir. Ziyafet,garip konaklamak da köylülerde. · Resimler ister haberleri olsun,ister olmasın,hepsi de ressamın elindedir,o elden çıkar. · Alışsan güvercin sallanan kamıştan kaçar mı hiç?O kamıştan göklere uçan yere alışmamış olan güvercin ürker,kaçar. · Mal, sadakalar vermekle hiç eksilmez. Hayırlarda bulunmak,malı yitmekten korur. · Çalınmış kumaş,devamlı kalmaz insanda. Hırsızı da darağacına götürür. · Ağlayışın,feryat edişin bir sesi,sureti vardır. Zararınsa sureti yoktur. Zararda insan elini dişler ama zararın eli yoktur. · Her korkuda binlerce eminlik vardır,göz karasında onca aydınlık mevcut. · Verdiğini geri alan kişi, ***** gibi kusmuğunu yemiş olur. · Şarap kadehtedir ama kadehten meydana gelmemiştir ki. Ağzını,şarabı verene aç. · Ekme günü gizlemek toprağa tohumu saçmak günüdür. Devşirme günüyse tohumun bittiği gündür,karşılığını bulma günüdür. · Bilgi, sınırı olmayan bir denizdir. Bilgi dileyense denizlere dalan bir dalgıçtır. · Bulutlar ağlamasa yeşillikler nasıl güler? · Bülbüllerin güzel sesleri beğenilir de bu yüzden kafes çeker onları. Ama kuzgunla baykuşu kim kor kafese? · Meyve ekşi bile olsa, olmadıkça ona ham derler · Çayırlıktan, çimenlikten esip gelen yel, külhandan gelen yelden ayırt edilir. · Dünya malı, bedene tapanlara helaldir. · Gerçek kokusuyla, ahmağı kandıran yalan sözün kokusu, miskle sarımsak kokusu gibi, söz söyleyenin soluğundan anlaşılır. · Her dil, gönlün perdesidir. Perde kımıldadı mı, sırlara ulaşılır. · Ahlaksızların bağırışıyla, yürekli yiğitlerin naraları, tilkiyle arslanın sesi gibi meydandadır. · Kötü nefis, yırtıcı kuştur. · Hırsın yemdir, cehennemse tuzak. · Doğan, avdan av getirir, fakat kendi kanadıyla uçar da avlanır. Padişah da bu yüzden onu keklikle, çil kuşuyla besler. · Dil, tencerenin kapağına benzer. Kıpırdadı da kokusu duyuldu mu ne pişiyor anlarsın. · Yemekle dolu karın, şeytanın pazarıdır. · Sözle anlatılan şey, yalan bile olsa, kokusu, gerçek olduğunu da haber verir, yalan olduğunu da. · Canım bedenimde oldukça, kulum, köleyim, seçilmiş Muhammet'in yolunun toprağıyım. Birisi sözlerimden bundan başka söz naklederse, o kişiden de bezmişim ben, o sözden de. · Sevgiden, tortulu bulanık sular arı-duru bir hale gelir. Sevgiden, dertler şifa bulur. Sevgiden, ölüler dirilir. Sevgiden, padişahlar kul olur. Bu sevgi de bilgi neticesidir. · Mumundur karanlık veren sana. Anlatırdım bunu ama, gönlünün beli kırılıverir. Gönül şişesini kırarsan artık, yaşamak fayda vermez. · Rüşvet alan para pul padişahı değiliz. Paramparça olmuş gönül hırkalarını diker, yamarız biz. · Aşıkların gönüllerinin yanışıyla gözyaşları olmasaydı, dünyada su da olmazdı, ateş de. · İki parmağının ucunu gözüne koy. Bir şey görebiliyor musun dünyadan? Sen göremiyorsun diye bu alem yok değildir. Görememek ayıbı, göstermemek kusuru, uğursuz nefsin parmağına ait işte. · İnsan, gözden ibarettir aslında, geri kalan cesettir. Göz ise ancak dostu görene denir. · A kardeş, keskin kılıcın üzerine atılmadasın, tövbe ve kulluk kalkanını almadan gitme. · Bir gömlek derdine düşeceksin ama belki o gömlek kefen olacaktır sana. · Dün geçti gitti. Dün gibi, dünün sözü de geçti. Bugün yepyeni bir söz söylemek gerek. · Saman çöpü gibi her yelden titrersin. Dağ bile olsan, bir saman çöpüne değmezsin. · O dağa bir kuş kondu, sonra da uçup gitti. Bak da gör, o dağda ne bir fazlalık var ne bir eksilme. · Altın ne oluyor, can ne oluyor, inci, mercan da nedir bir sevgiye harcanmadıktan, bir sevgiliye feda edilmedikten sonra · Gördün ya beni gamdan başka kimse hatırlamıyor, gama binlerce defa aferin. · Nefsin, üzüm ve hurma gibi tatlı şeylerin sarhoşu oldukça, ruhunun üzüm salkımını görebilir misin ki? · Ağzını kapa ve altın dolu avucunu aç. Ceset cimriliğini bırak da cömertliği seç. · İnanmışsan, tatlı bir hale gelmişsen, ölüm de inanmıştır, tatlılaşmıştır. Kafirsen, acılaşmışsan, ölüm de kafirleşir, acılaşır sana. · Doğruluk, Musa'nın asası gibidir. Eğrilik ise sihirbazların sihrine benzer. Doğruluk ortaya çıkınca, bütün eğrilikleri yutar. · Bir kötülük yaptıktan sonra pişmanlık hissetmek Allah'ın inayet ve muhabbetine mazhar olmanın delilidir. · Sıkıntı ve huzursuzluk mutlaka bir günahın cezası, huzur ise bir ibadetin karşılığıdır. · Üzerinde pek çok meyveler bulunan bir dalı, meyvalar aşağı doğru çeker. Meyvasız bir dalın ucu ise, servi ağacı gibi havada olur. · Topluluk bizim yanımıza geliyor. Susacak olsak, incinirler. Bir şey söyleyecek olsak, onlara göre söylemek lazım geldiğinden o zaman da biz inciniriz · Ümit, güvenlik yolunun başıdır. · Kuş seslerini öğrenen kimse, kuş olmadığı gibi aynı zamanda kuşların düşmanı ve avcısıdır. · Dert, insana yol gösterir. · İman, namazdan daha iyidir. Çünkü namaz beş vakitte, iman ise her zaman farzdır. · İki canlı kuşu birbirine bağlasan, dört kanatlı oldukları halde uçamazlar, çünkü ikilik mevcuttur. · Sokak köpeğine ister altın, ister yünden tasma tak, yine sokak köpeği olmaktan kurtulamaz. · Cübbe ve sarık ile alimlik olmaz. Alimlik, insanın zatında bulunan bir hünerdir. · Değil mi ki gönül mutfağında yemekler tabak tabak, peki ne diye aşağılık kişilerin mutfağına kase tutacakmışım? · Hangi tohum yere ekildi de bitmedi, ne diye insan tohumunda böyle bir şüpheye düşüyorsun? · Testi taştan korkar ama o taş çeşme oldu mu, testiler her an ona gelmeye can atar. · Sus artık yeter! Sır perdelerini pek o kadar yırtma. Çünkü bize, kırıkları sarıp onarmak, sırları örtmek yaraşır. · Altın aramıyorum, altın olmaya yeteneği olan bakır nerede? · Varlık peteğini ören arıdır. Arıyı vücuda getiren mum ve petek değildir. Arı biziz. Şekil sadece bizim imal ettiğimiz mumdur · Dünya köpüktür. Tanrı sıfatlarıysa denize benzer. Fakat şu cihan köpüğü, denizin arılığına, duruluğuna perdedir. · Sözün içini elde etmek için harf kabuğunu yar. Saçlar da sevgilinin yüzünü, gözünü örter. · Burnuna sarımsak tıkamışsın, gül kokusu arıyorsun. · Biz, tulumla, küple, testilerle tatmin olmayız. Bizi çekip ırmağınıza götürün. · Dünyaya demir atmış Karun'u, yer çekti, yuttu. Ulular ulusu İsa'yı gökyüzü çekti, yüceltti. · Ekmek, beden hapishanesinin mimarıdır. · Gübre olup bostanın gönlüne giren pislik, yok olur gider de pislikten kurtulur, kavunun, karpuzun lezzetini arttırır. · Avlanmak istedik mi uçup gittiğimiz yer Kafdağı'dır. Akbaba gibi leş avlamayız biz. · Bir köpeğin önüne bir çuval şeker koysan bile, onun gönlü yine leş peşindedir. Şekerden ne anlar o? · Allah ile birleşmek demek, senin varlığının O'nunla birleşmesi demek değildir. Senin yok olmandır. · Küfürle iman, yumurtanın akıyla sarısına benzer. Onları ayıran bir berzah var, birbirine karışmazlar. · Köpekler gibi kızmayı bırak, arslanların gazabına bak. Arslanların gazabını görünce de var, bir yaşına girmiş koyun gibi yavaş ol. · Din evinde haset faresi bir delik açar ama kedinin bir miyavlaması ile ürker kaçar. · Kadınlar, aklı olanlara, gönül sahiplerine pek üstün olurlar. Cahillere gelince, onlar, kadına üstündür. Çünkü tabiatlarında hayvanlık vardır. Sevgi ve acımak, insanlık vasıflarıdır. Hiddet ve şehvet ise hayvanlık vasıfları. · Mümin bir kopuza benzer. Madem ki inanan kişi feryat edip ağlamada kopuzdur, kopuz kendisine mızrap vuran olmadıkça feryat etmez. · Madem ki, akıl babandır beden de anan, oğulsan babanın yüzüne bak. · Yeryüzü ile dağda aşk olsaydı, gönüllerinde bir ot bile bitmezdi. · Kuş, kafeste kaldıkça başkasının buyruğu altındadır. Kafes kırıldı da kuş uçtu mu, nerede ona geçecek buyruklar? · Bal çanağının ağzı kapalı. Sen ise, üstünü, yanını yalayıp duruyorsun. Çanağı yere çal, · İnsana bütün korku içinden gelir fakat insanın aklı daima dışarıdadır. · Dil, anlamlara bir oluktur adeta, fakat nereden sığacak oluğa deniz? · O kadar çok koşmayın, o kadar yorulmayın, şu yerin altında çırak ne olmuşsa usta da o olmuştur. · Bir lağımın pis kokusunu koklamak, ruhu kokuşmuş zenginlerle sohbetten yüz misli iyidir. · Sen, yeni bir çocuk doğurmadıkça, kan tatlı süt haline gelmez. · Hırsızlara, kötülere, alçaklara acımak, zayıfları kırıp geçirmektir. · Aşk, davaya benzer. Cefa çekmek de şahide. Şahidin yoksa davayı kazanamazsın ki. · Tohum yerde gizlenir de, o gizlenmesi bağın, bahçenin yeşermesine sebep olur. · Yazı yazılırken eli görmeyen kişi, yazı kalemin oynamasıyla yazılıyor sanır. · Gül solup, gül bahçesi harap olduktan sonra gülün kokusunu nereden duyabiliriz? Gülsuyundan! · Firavun, yüzbinlerce çocuk öldürttü, aradığıysa evinin içindeydi. · Geminin içindeki su, gemiyi batırır. Geminin altındaki suysa, gemiye arka olur. · Aynanın berraklığını yüzüne karşı söylersen, ayna hemen buğulanır, seni göstermez olur. · Eşek, suyun kadrini bilseydi, ayak yerine baş koyardı ırmağa. · Aklın deveciye benzer, sense devesin. Aklın seni ram eder, ister istemez dilediği yere çeker götürür. · Eğer parça buçukta bütünle beraberdir, ondan ayrılmaz diyorsan, diken ye, diken de gülle beraberdir. · Gümüşün dışı aktır, berraktır ama onun yüzünden el de kararır, elbise de. · Ateşin kıvılcımlarıyla al al bir yüzü vardır. Ama yaptığı kötü işe bak, karanlığı seyret. · Yoksul, cömertliğin aynasıdır. · Peygamberler insanları Allah'a ulaştırmak için gelmişlerdir. İnsanların hepsi bir bedense, kulla Allah birleşmişse kimi kime ulaştıracaklar? · Bir mumdan yakılan mumu gören, gerçekten de asıl mumu görmüştür. Düşünenlerin düşündürdükleri... · Sabır, genişliğin anahtarıdır. · Gündüz gibi ışıyıp durmayı istiyorsan, geceye benzeyen varlığını yaka dur. · Ana karnındaki çocuğa doğmak, dünyadan göçmektir · Somuna benzer bir şey düzsen, emdin mi, şeker gelir ondan, ekmek tadı değil. · Terazide arpa altınla yoldaş olur ama bu, arpanın da altın gibi değerli olmasından değildir. · Koruktaki su ekşidir ama koruk üzüm olunca tatlılaşır, güzelleşir. Derken küpte yine acır, haram olur fakat sirke olunca ne güzel katıktır. · Ay, yıldızlardan utanır ama yine de cömertliği yüzünden yıldızların arasında bulunur. · İnanan, inananın aynasıdır. · Sen şekillerde kalırsan puta tapıyorsun demektir. Her şeyin şeklini bırak, manasına bak · Rengi kara bile olsa, bir kişi seninle aynı maksadı güdüyorsa, ona ak de, senin rengindedir. · Hacca gideceksen, bir hac yoldaşı ara. İster Hint'li olsun, ister Türk, ister Arap. Şekline, rengine bakma, maksadı ne, ona bak. · Yokluk, varlığın aynasıdır. · Arslanın boynunda zincir bile olsa, bütün zincir yapanlara beydir arslan. · Zıddı meydana çıkaran, onun zıddı olan şeydir. Bal, sirkeyle belirir. · Kasırga pek çok ağaçlar yıkar fakat yeşermiş bir ota ihsanlarda bulunur. · Dostların ziyaretine eli boş gelmek, değirmene buğdaysız gitmektir. · Herkes güneşi görebilseydi, güneşin ışıklarına delalet eden yıldızlara ne ihtiyaç vardı? · Hiç köpeğin havlaması, ayın kulağına değer mi? · Huzurunda bulunmayanlara bile böyle elbiseler, böyle yiyecekler verirse, kim bilir konuğun önüne ne nimetler koyar. · Hıristiyanların bilgisizliğine bak ki, asılmış Tanrı'dan medet umuyorlar. · Resim, ressama, beni kusurlu yaptın diye söz mü söyleyebilir? · İnsanoğlu, dilinin altında gizlidir. Dil, can kapısının perdesidir. Yel, perdeyi kaldırdı mı ne var, belirir bize. · Sen de sağ eline bir sopa aldın ama senin elin nerede, Musa'nın eli nerede · Akıllı birisinden gelen cefa, bilgisizlerin vefasından iyidir. · Kara odun ateşe eş oldu mu, karalığı gider, tümden ışık kesilir. · Bağış, kine merhemdir. · Tahta içinde yaşayan kurt, o tahtanın fidan olduğu vakit ki halini bilir mi hiç? · Madem ki hırsızsın, bari o güzelim inciyi çal, madem ki gebe kalıyorsun, bari yüce bir çocuğa gebe kal. · Korukla üzüm birbirine zıttır ama, koruk olgunlaştı mı güzel bir dost olur. · Tanrı yüzünü çirkin yaratmışsa, kendine gel de, hem çirkin yüzlü hem çirkin huylu olma bari. · Aynada bir şekil görürsün hani, senin şeklindir o, aynanın değil. · Satrançta piyon yola çıkar da, sonunda yüce vezir olur. · Kibir kokusu, hırs kokusu, tamah kokusu, söz söylerken soğan gibi kokar. · Sonsuzun iki yanı da yoktur, ortası nasıl olabilir? · Dosttan, yakınlardan gelen bir cefa, düşmanın üçyüzbin cefasına bedeldir. . Bal yiyen arısından gocunmaz.. · Güneşin ışığı pisliğe vursa bile pislenmez, ışıktır o. · Başın ırmağın suyuna daldı mı, suyun rengini nasıl görebilirsin? · Davud'un elinde mum oluyor, senin elindeyse mum, demire dönüyor. · Sabır, insanı maksadına en tez ulaştıran kılavuzdur. · Yılan yumurtası da serçe yumurtasına benzer ama aralarında ne kadar fark var. · Bilginin, iki kanadı vardır, şüphenin tek. · İkiyüz batman bala, bir okka sirke döksen, balın içinde erir, gider. Balı tattın mı sirkenin tadını bulamazsın fakat tartarsan bir okka fazla gelir. Demek ki sirke, hem yok olmuştur, hem vardır. · Bir kuyudan her gün toprak çeker, her gün orayı kazar, eşersen, sonunda arı duru suya ulaşırsın. · Denizden bile yerine su koymadan devamlı su alsan, bu işin denizleri çöle çevirir. · Sen, yerdeki yeşillik gibisin, ayağın bağlı. Bir yel esti mi, tam inanca ulaşmadan başını sallarsın. · Oltandaki et lokması, balık avlamak içindir. Öyle lokma ne bağıştır ne cömertlik. · Sözün eğri olsa da, anlamı doğru bulunsa, sözdeki o eğrilik, Tanrı'ya makbuldür. · İçen akıllıysa, aklının parlaklığı daha da artar, fakat kötü huyluysa daha beter olur. Ama halkın çoğu kötü olduğundan, beğenilmez huylara sahip bulunduğundan, içki herkese haram edilmiştir. · Eşeğin ardını öpmekte bir tat, tuz yoktur. Faydasız yere, sakalını, bıyığını kokutur. · Pirlik, saçın sakalın ağarması ile elde edilmez. İblisten daha ihtiyar kim var? · Tavus kuşu gibi sadece kanadını görme, ayağını da gör. · Pirenin ısırışından meydana gelen yanış, seni yılan soktu mu yok olur gider. · Öküz, ansızın Bağdat'a gelir, şehri bir baştan öte gezip, dolaşır. Bütün o zevki, hoşluğu, tadı, tuzu görmez de göre göre karpuz kabuğunu görür. · Hani bir hayvan vardır, porsuktur adı. Dayak yedikçe semirir, büyür, köteği yedikçe daha iyileşir, sopa vuruldukça semirir, insan da gerçekte porsuktur, çünkü o da dert, mihnet sopasıyla büyür, semizleşir. · Uçan kuş, yeryüzünde kalsa tasalanır, derde düşse ağlayıp inlemeye koyulur. Fakat ev kuşu, kümes hayvanı, yeryüzünde sevinçle yürür, yem toplar, neşeyle koşar durur. · Ölülerle savaşıp gazilik elde edilmez. · Hoş, güzel ömür, yakınlık aleminde can beslemektir. Kuzgunun ömrü ise fışkı yemeye yarar. · Kin, sapıklığın da aslıdır, kafirliğin de. · Kuru duayı bırak, ağaç isteyen tohum eker. · İnciyi sedefin içinde ara, hüneri de sanat ehlinden iste. · İnsan bir ağaca benzer, kökü, ahdinde durmaktır. · Susmakla canın özü, yüzlerce gelişmeye ulaşır. Ama söz, dile geldi mi, öz harcanır. · Hiç ay, yeryüzünde ev sahibi olur mu? · Hırs, çirkinlikleri bile güzel gösterir. · Padişahın adamlarından biri, zindanın burcunu yıksa, zindancının gönlü bu yüzden kırılır mı hiç? · Hiçbir şeyden haberi olmayan cansızlardan, gelişip boy atan bitkiye, bitkiden yaşayış, derde uğrayış varlığına, sonra güzelim akıl, fikir, ayırt ediş varlığına geldin. · Yol afetleri içinde şehvetten beteri yoktur. · Demirciliği bilmiyorsan, demirci ocağından geçerken sakalın da yanar, saçın da. · Taş, taşlıktan çıkıp yok olmadıkça, mücevher olup yüzüğe takılır mı hiç? · Padişah, töhmet altına alınanı Karun'a çevirir. Artık suçsuzu ne hale kor, onu sen düşün. · Eğri ayağın gölgesi de eğridir. · Tam inanç aynası kesilen kişi, kendini görse bile, Tanrı'yı görmüş olur. · Bilgiye ulaştı mı ayak, kanat olur. · Göz olgunlaştı mı, temeli, özü görür. Ama kişi şaşı oldu mu parça buçuğu görür ancak. · Sınama, deneme yolunda bilgi, tam inançtan aşağıdır, zindansa yukarı. · Can, doğan kuşuna benzer, beden ona bir tuzak
 (alıntıdır) |
Tarih: 21:40, 22/4/2009 Kategori: Guzel _ Anlamli Sozler |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Kedilerin Dünyası
Ankara Kedisi


Kökeni:15. yüzyıl/Türkiye. Vücut Yapısı: Gövde; kaslı, zarif. Kafa küçük ya da orta büyüklükte. Kuyruk uzun ve bol tüylü.
Tüyler İpeksi, birçok renkte olabilir ancak en bilineni beyazdır. [Gözler:[/color] Badem biçimli ve çeşitli renklerde olabilir. Birbirinden faklı göz rengi olanlarda biri her zaman mavidir. Mizaç: Enerjik. Arkadaş canlısı, oyuncu. Çok zeki. Zarif, alımlı, sevimli.
Potansiyel Sağlık Problemleri : Beyaz renkli ve mavi gözlü olanların sağır olma ihtimali yüksek. Beyaz renkli ve bir gözü mavi olanlarda ise mavi göz tarafındaki kulağın sağır olma ihtimali yüksek


Birman

Kökeni:İlk olarak tarihi bir Budist tapınağı yakınında bulunduğu için Birmanya’nın kutsal kedisi kabul edilir. Amerika’da 1967’de tanınmıştır. Vücut Yapısı: Gövde, bacaklar ve patiler; kalın. Kafa ve omuzlar; geniş. Yanaklar ve kulaklar; yuvarlak. Çene ve burun; belirgin. Tüyler: Kahverengi ve gri tonlarda lekeli; uzun ve düzgün. Pati uçlarında simetrik beyaz lekeler. Mizaç: Fazla ilgi beklemez, diğer evcil hayvanlarla iyi anlaşır. Sessiz ve yumuşak miyavlar. Sakinliği ve hassaslığı nedeniyle çocuklu evler için harika bir evcil hayvandır. Potansiyel Sağlık Problemleri : Katarakt




British Shorthair

 Kökeni:İngiltere Vücut Yapısı: Gövde; sağlam ve ağır. Bacaklar, burun ve boyun kısa.
Tüyler: Çok çeşitli renklerde olabilir.
Yüz-Gözler: Yuvarlak Kafa: Küçük ya da orta büyüklükte.
Kuyruk: Uzun ve sağlam. Mizaç: Çok iyi huylu. Diğer evcil hayvanlar ve çocuklarla iyi geçinir. Kötü tırmanıcıdır, birçoğu yüksekten korkar. Potansiyel Sağlık Problemleri : Diz problemleri. Kalp hastalıkları görülebilir ancak genel olarak sağlıklı kedilerdir

İran Kedisi

 Kökeni:Bütün eski ırklarda olduğu gibi orijini kesin olarak bilinmiyor. 17. yüzyılda İran’da var olduğu biliniyor. Avrupa’ya 1600’lerde getirilmiştir. Vücut Yapısı: Gövde; orta boy, yuvarlak yapılı ve hantal. Patiler; yuvarlak. Kulaklar; çok küçük. Burun; basık. Burnu basık olmayan, yüzü normal görünen “Geleneksel Persian” da vardır. Tüyler: Kürk; farklı renklerde olabilir. Tüyler; çok uzun ve ipeksi, günlük bakım gerektirir. Mizaç : En hassas kedi ırklarından biri. Fazla hareket etmeyi sevmez. Kucakta oturmayı, çevreyi seyretmeyi çok sever. Çocuklar, diğer kediler ve köpeklerle iyi anlaşır. Potansiyel Sağlık Problemleri: Polikistik Böbrek hastalığına yatkınlık. Basık burun yapıları nedeniyle solunum problemleri ve gözyaşı kanalları problemleri. Entropion ( kirpiklerin içe kıvrılıp korneayı irrite etmesi).



 |
Tarih: 20:45, 18/4/2009 Kategori: Ordan Burdan __ |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Kız Kulesi Efsanesi
Kız Kulesi Efsanesi (Efsaneler) Kızkulesi Adası, Kubadabad Saltanat Kentinin haremliğiymiş. Ada da çevresi sularla çevrili bir kale ile, birbirinden güzel köşklerin ortasında yüksek bir kule varmış. İşte bu kölede cariyeleri ile birlikte Selçuklu Sultanının güzeller güzeli biricik kızı yaşarmış . Sultan, düşünde (başka bir rivayete göre falında) sevgili kızının yılan sokması sonucu öleceğini görmüş. Yaptırdığı ve Kaleye ve içinde kuleye kızını bunun için kapatmış. Öyle ki, kuleye yılan girmesinde diye beton borularla Anasmaslar’dan Adaya su ve süt akıtılmış. (Anılan iki sıra beton boruların kalıntıları günümüze kadar gelmiştir.) Böylece yıllar yılları kovalamış ve günlerden bir gün güzel Sultan ateşlere düşüp hastalanmış. Ülkenin en ünlü hekimleri zor bulmuşlar devasını. Sevgili Sultan yeniden sağlığına, mutluluğuna kavuşmuş. İyileşmesini kutlamak için armağanlar yağmaya başlamış kuleye. Yaşlı bir köylü kadında bir sepet üzüm getirmiş. Meğer üzümlerin içinde bir küçük yılan varmış. Yılan o gece uykuya dalan güzel Sultanı sokup öldürmüş.
|
Tarih: 20:42, 17/4/2009 Kategori: Edebiyat _ kultur sanat _ Kutuphane |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Edebiyat Nedir?
Edebiyatın Tanımı Okuyanlara estetik (sanatsal) bir doyum sağlamak amacıyla yazılmış, ya da böyle bir amacı olmasa bile biçimsel ve içeriksel özellikleriyle bu düzeye ulaşabilen bütün yazılı eserlere edebiyat denir. Edebiyat bir anlatım biçimidir. Düşünce ve duyguları güzel ve etkili bir biçimde anlatma sanatı olarak da tanımlanabilir. Herhangi bir metnin edebiyat eseri sayılabilmesi için sanatsal değerler taşıması gerekir. Edebiyatın ne olduğunu anlayabilmek için onun, dilden, konuşma ve düzyazı dilinden farklı olan yanlarını ortaya koymak gereklidir. Konuşma ve düzyazı dilinde, dil bir araç, sözcükleri kullanmakla girişilmiş, belli bir amaca dönük eylemdir. Doğruyu araştırma, ortaya koyma, başkalarına iletme aracıdır. Konuşma ve yazı dilinde sözcükler görevini yaptıktan sonra işe yaramaz hale gelir. Önemli olan meydana getireceği sonuçlardır. Sonuç yani amaç, onu okuyan, ya da dinleyendeki değişimdir. Düşüncemizi dile getiren sözcükleri nasıl biçimlendirdiğimizi unuturuz. Onlar aracılığı ile düşüncemizi ilettiğimiz kişi de onların nasıl biçimlendirildiğine dikkat etmez. Unutur. Dil, bizi doğrudan doğruya öteki insanlarla yada eşya ve düşüncelerle karşı karşıya getirir. Konuşma ve yazı dilinde sözcükler saydamdır. Uçarıdır. Aradan kaybolur gider. Oysa şiir ve edebiyatta bunların tam tersi oluşmaktadır. Şiir ve edebiyatta dil bir araç değil, biraz amaçtır. Şiir ve edebiyatta dil, sözcükler, cümleler ve biçimler nesnel (objektif) hale gelirler, şeyleşirler. İnsanla öteki insanların, eşyanın ve düşüncelerin arasına girip saydamlaşmaz şiir. Uçarı hale gelmez konuşma ve düzyazı da olduğu gibi. Tam tersine, karşımıza çıkar. Resim gibi, heykel, müzik, yapı gibi (eşya) değeri kazanır. |
Tarih: 20:39, 16/4/2009 Kategori: Edebiyat _ kultur sanat _ Kutuphane |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
_________Türkiye__________
 Resmî dil Türkçe Başkent Ankara Devlet şekli Cumhuriyet Yönetim biçimi Parlamenter demokrasi Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Yüzölçümü İzdüşüm alanı (harita üzerinde) 779,452 km² gerçek alanı 814,578 km² Dünya yüzeyinin %1,3'ünü kaplar, en geniş 36. ülkedir.Avrupa'da Rusya'dan sonra 2.sırada yer alır. Nüfus 73,875,000 (2007 ortası tahmini)
Nüfus yoğunluğu 94.8 kişi/km² Milli günler 23 Nisan: TBMM'nin açılışı (1920) 19 Mayıs: Kurtuluş Savaşı'nın başlaması (1919) 30 Ağustos: Kurtuluş Savaşı'nın kazanılması (1922) 29 Ekim: Cumhuriyetin ilanı (1923) Milli gelir (GSMH) 428.5 milyar ABD Doları (2007 ilk yarı) En zengin 17. ülke 661.6 milyar ABD Doları (2006) Satın Alma Gücü Paritesine Göre En zengin 16. ülke Kişi başına düşen milli gelir 5,800 ABD Doları (2007 ilk yarı) 9,063 ABD Doları (2006) Satın Alma Gücü Paritesine Göre İhracat 100.2 milyar ABD Doları (2007 Eylül Sonu İtibariyle) İthalat 156.7 milyar ABD Doları (2007 Ağustos Sonu İtibariyle) Yıllık Enflasyon TÜFE: %7.12 (2007 Eylül) ÜFE: %5.02 (2007 Eylül) Para birimi Yeni Türk Lirası (YTL)1 Saat dilimi - Yaz saati EET (UTC+2) EEST (UTC+3) Milli Marş İstiklâl Marşı Milli renkler Kırmızı ve beyaz İnternet alan adı .tr Telefon kodu +90 1 1 Ocak 2005'den itibaren Yeni Türk Lirası; eski birim Türk Lirası.
Türkiye Portalı
Türkiye, resmî adıyla Türkiye Cumhuriyeti, Kuzey yarımkürede, Avrupa ve Asya kıtalarının kesişme noktasında bulunan bir ülke. Ülke topraklarının büyük bir bölümü Anadolu yarımadasında, kalanı ise Balkan Yarımadası'nın uzantısı olan Trakya'da bulunur. Ülkenin üç yanı Akdeniz, Karadeniz ve bu iki denizi birbirine bağlayan Boğazlar ile Marmara Denizi ve Ege Denizi ile çevrilidir. Komşuları Yunanistan, Bulgaristan, Gürcistan, Ermenistan, İran, Irak ve Suriye'dir.
Çağdaş Türkiye, Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı sonunda yıkılmasından sonra, imparatorluğun Türk nüfus çoğunluğuna sahip toprakları üzerinde kurulmuştur. 1923 yılında Cumhuriyeti kuran Mustafa Kemal Atatürk, çağdaş Türk devletinin kurucusu olarak kabul edilir.
Birleşmiş Milletler, NATO, Avrupa Konseyi ve İslam Konferansı Örgütü Türkiye'nin üye olduğu uluslararası örgütlerdendir. 3 Ekim 2005 tarihinden itibaren Avrupa Birliği'ne tam üyelik için müzakerelere başlanmıştır.
Türkiye'nin nüfusu 73 milyonu aşmış, kişi başına milli geliri de 6000 Amerikan Dolarına yaklaşmıştır.[1]
'Türkiye' sözcüğü Bilim adamları ve araştırmacılar Türkiye sözcüğünün İtalyanca'dan geldiğini kabul ederler. Tarihçi İlber Ortaylı bir makalesinde Cenevizlı ve Venedikli tüccar ve diplomatların, 12. yüzyılda, Türkiye'yi Turchia ve Turmenia olarak tanımladıklarını belirtir.[2] Ayrıca, Türkiye adı ilk defa 1190'da bir yazılı kaynakta, haçlı seferi vekayinamesinde geçmektedir. Abdulhaluk Çay ise Turchia tanımını çok daha gerilere götürür ve Turchia tabirine ilk defa 6. yüzyılda Bizans kaynaklarında rastlandığını belirtir ve şöyle der "Bu tabir 9. ve 10. yüzyıllarda İdil/Volga nehrinden Orta Avrupaya kadar uzanan saha için kullanılmıştır. Bu kulanımın Kafkasya bölgesinde Hazar Kağanlığı için Doğu Türkiyesi, Arpad hanedanının kurduğu Macar Devleti için Batı Türkiyesi şeklinde olduğunu ve aynı tabirin 12. yüzyıldan itibaren Anadolu için kullanıldığını belirtir. Tarihte 13-14. yy.da Mısır Memlükleri de Türkiye adını kullanmışlardı: ed-devletüt Türkiya (1250-1387). Batılılar, Turchia halkına hiçbir zaman Türkiyeli demeyip, Türk(Turc) demişlerdir.[3]
Osmanlı devletinde, 19. yüzyıla kadar Türkiye adı kullanılmadı; devleti Osmaniye, Memaliki Şahane, Diyarı Rum adları kullanıldı. Daha sonra, Genç Osmanlılar arasında Osmaniye yerine Türkistan, Türkeli, Türkili gibi adlar önerildiyse de, Orta Asya'da Türkistan adlı bir devlet olduğundan bu benimsenmedi. Anayasada (1921) "Türkiye" adı yazıldı ve 1923'de Türkiye adı resmi olarak kabul edildi.
Tarih
Türk Tarihi Ana maddeler: Türk tarihi ve Tarihi ve Çağdaş Türk devletleri Anadolu Türklerinin tarihsel süreci günümüzden geçmişe şöyledir;
Osmanlılar Anadolu Beylikleri Anadolu Selçuklu Devleti İlk Türk Beylikleri İlhanlılar Harzemşahlar Selçuklular Karahanlılar Uygurlar Göktürkler Hiung-nu'lar
Türk tarihi Tarihî ve Çağdaş Türk devletleri İmparatorluklar 16 Büyük Türk Devleti [ Göster ] Büyük Hun İmparatorluğu M.Ö. 204 - M.S. 216 Batı Hun İmparatorluğu M.Ö. 40 - 216 Avrupa Hun İmparatorluğu 375 - 454 Ak Hun İmparatorluğu 420 - 562 Göktürk İmparatorluğu 552 - 743 Avrupa Avar İmparatorluğu 565 – 803 Hazar İmparatorluğu 651 – 983 Uygur Devleti 744 – 1335 Karahanlı Devleti 840 – 1212 Gazneliler Devleti 963 – 1183 Büyük Selçuklu Devleti 1040 – 1157 Harzemşahlar Devleti 1157 – 1231 Altınordu Devleti 1227 – 1502 Osmanlı İmparatorluğu 1299 – 1922 Timur İmparatorluğu 1370 – 1507 Babür İmparatorluğu 1526 – 1858
Diğer İmparatorluklar Saka İskit Devleti M.Ö. 7 – M.Ö. 2 Doğu Göktürk İmparatorluğu 582 - 630 Batı Göktürk İmparatorluğu 582 - 630 İkinci Göktürk İmparatorluğu 681 - 744 Eyyubiler Devleti 1171 - 1348 Delhi Türk Sultanlığı 1206 - 1413 Çağatay Devleti 1227 - 1370 Mısır Memlük Devleti 1250 - 1517 İlhanlılar 1256 – 1336 Safeviler 1501 - 1722
Devletler Devletler Çu Devleti M.Ö. 1050 - 249 Kuzey Hun Devleti 48 - 156 Güney Hun Devleti 48 - 216 Asya Avar Devleti 216 - 552 Birinci Chao Hun Devleti 304 - 329 İkinci Chao Hun Devleti 328 - 352 Tabgaç Devleti 386 - 557 Kuzey Liang Hun Devleti 401 - 439 Hsia Hun Devleti 407 - 431 Lov-lan Hun Devleti 442 - 460 Doğu Tabgaç Devleti 534 - 557 Batı Tabgaç Devleti 534 - 557 Dokuz Oğuz Devleti ? - ? Otuz Oğuz Devleti ? - ? Onogur Devleti ? - ? Türgiş Devleti 717 - 766 Karluk Devleti 766 - 1215 Kırgız Devleti 840 - 1207 Tolunğulları 868 - 905 Macarlar Devleti 896 - 955 Kansu Uygur Devleti 905 - 1226 Liang Şa-t'o Türk Devleti 907 - 923 Doğu Türkistan Turfan- Uygur Devleti 911 - 1368 Tana Şa-t'o Türk Devleti 923 - 936 Akşitler 935 - 969 Tsin Şa-t'o Türk Devleti 937 - 946 Oğuz Yabgu Devleti ? - 1000 Doğu Karahanlı Devleti 1042 - 1211 Batı Karahanlı Devleti 1042 - 1212 Fergana Karahanlı Devleti 1042 - 1212 Suriye Selçuklu Devleti 1092 - 1117 Kirman Selçuklu Devleti 1092 - 1187 Türkiye Selçuklu Devleti 1092 - 1307 Irak Selçuklu Devleti 1157 - 1194 Basaraba Türk Devleti 1330 - 1360 Akkoyunlu Devleti 1350 - 1507 Karakoyunlu Devleti 1380 - 1469
Anadolu Beylikleri Mengüçlü Beyliği 1072 - 1277 Çaka Beyliği 1081 - 1098 Dilmaçoğulları Beyliği 1085 - 1192 Çubukoğulları Beyliği 1085 - 1092 Danişmendli Beyliği 1092 - 1178 Saltuklu Beyliği 1092 - 1202 İnaloğulları Beyliği 1098 - 1183 Ahlatşahlar Beyliği 1100 - 1207 Artuklu Beyliği 1102 - 1408 Erbil Beyliği 1146 - 1232 Çobanoğulları Beyliği 1227 - 1309 Karamanoğulları Beyliği 1256 - 1483 İnançoğulları Beyliği 1261 - 1368 Sâhipataoğulları Beyliği 1275 - 1342 Pervaneoğulları Beyliği 1277 - 1322 Tacettinoğulları ? - ? Canikoğulları ? - ? Menteşeoğulları Beyliği 1280 - 1424 Candaroğulları Beyliği 1299 - 1462 Karesioğulları Beyliği 1297 - 1360 Germiyanoğulları Beyliği 1300 - 1423 Hamitoğulları Beyliği 1301 - 1423 Saruhanoğulları Beyliği 1302 - 1410 Aydınoğulları Beyliği 1308 - 1426 Tekeoğulları Beyliği 1321 - 1390 Ramazanoğulları Beyliği 1325 - 1608 Eretna Beyliği 1335 - 1381 Dulkadıroğulları Beyliği 1339 - 1521 Dobruca Türk Beyliği 1354 - 1417 Kadı Burhaneddin Ahmed Devleti 1381-1398 Eşrefoğulları Beyliği ? – 1326 Berçemeoğulları Beyliği ? - ? Yarluklular Beyliği ? - ?
Atabeylikler Böriler 1117 - 1154 Zengiler 1127 - 1259 İl-Denizliler 1146 - 1225 Salgurlular 1147 - 1284
Hanlıklar Sibir Hanlığı 515 - 576 Büyük Bulgarya Hanlığı 630 - 665 İtil Bulgar Hanlığı 665 - 1391 Peçenek Hanlığı 860 - 1091 Tuna Bulgar Hanlığı 981 - 864 Uz Hanlığı 1000 - 1068 Kuman-Kıpçak Hanlığı 1098 - 1239 Şeybani Hanlığı 1506 - 1599 Özbek Hanlığı 1428 - 1599 Kazak Hanlığı ? - ? Kazan Hanlığı 1437 - 1552 Kırım Hanlığı 1440 - 1475 Kasım Hanlığı 1445 - 1681 Astrahan Hanlığı 1466 - 1554 Nogay Hanlığı 1426 - 1563 Hive Hanlığı 1512 - 1920 Küçüm Sibir Hanlığı 1556 - 1600 Buhara Hanlığı 1599 - 1785 Kaşgar-Turfan Hanlığı 1800 - 1877 Hokand Hanlığı 1710 - 1876 Kırgız Hanlığı 1800 - 1876 Kazak Kırgızları Hanlığı 1800 - 1876 Türkmenistan Hanlığı 1860 - 1885
Cumhuriyetler Batı Trakya Türk Cumhuriyeti 1913 - 1913 Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti 1918 - 1920 İdil Ural Devleti 1918 - 1919 Doğu Türkistan Cumhuriyeti 1920 - 1925, 1932 - 1934, 1944 - 1949 Tannu Tuva Halk Cumhuriyeti 1921 - 1944 Hatay Cumhuriyeti 1938 - 1939 Güney Azerbaycan Özerk Cumhuriyeti 1945 - 1946
Günümüz Cumhuriyetler Türkiye Cumhuriyeti 1923 -... Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 1983 -... Azerbaycan Cumhuriyeti 1991 -... Kazakistan Cumhuriyeti 1991 -... Kırgızistan Cumhuriyeti 1991 -... Özbekistan Cumhuriyeti 1991 -... Türkmenistan Cumhuriyeti 1991 -...
Özerk Cumhuriyetler [ Göster ] Doğu Türkistan 1928 -... Dağıstan 1991 -... Karaçay 1991 -... Balkar 1991 -... Kırım Özerk Cumhuriyeti 1991 -... Tataristan 1991 -... Çuvaşistan 1991 -... Başkortostan 1991 -... Yakutistan 1991 -... Altay 1991 -.. Hakas 1991 -... Tuva 1991 -... Karakalpakistan 1991 -... Gagavuzya 1991 -... Taymir 1991 -...
--------------------------------------------------------------------------------
Türkler ve Anadolu Ana maddeler: Anadolu, Büyük Selçuklu Devleti ve Anadolu Selçuklu Devleti Asya kıtası'nın Güneybatı ucunda yer alan bir yarımada olan Anadolu uluslararası kamuoyunda kabul gören diğer isimleri Ön Asya, Küçük Asya ve Asya Minör'dür. "Küçük Asya" tabiri, aynı anlama gelen Latince Asia Minor ve Yunanca Μικρά Ασία/Mikra Asia'dan türemiştir. Anadolu kelimesi Rumcada "doğu" veya "gün doğumu" anlamına gelen Anatolia kelimesinden kaynaklanır ve tarih belgelerinde bir bölge adı olarak geçmez.
Bu coğrafyaya "Türkiye" isminin ilk olarak Roma-Cermen İmparatoru Frederick Barbarossa (1123-1190) tarafından verildiği ifade edilmektedir. Resmî kayıtlarda ise, 19. yüzyıl Büyük Britanya yazışmalarında geçer.
Anadolu'da Türk devletlerinden önce Bizans İmparatorluğu tarih sahnesinde idi. Türkler Anadolu'ya geldiklerinde Peçenek-Kıpçak-Oğuz gibi pekçok Türk boyuna mensup yoğun Türk kitlesi mevcuttu. Bu Türkler, Bizans tarafından Anadolu'ya doğudan gelen akınlardan korunmak için yerleştirilmişti. Bunun dışında Anadolu'da salgın hastalıklar ve savaşlar yüzünden nüfusu gittikçe azalan Bizans ve anadolu ahalisi bulunmaktaydı. İlber Ortaylı'ya göre; Bizans halkı ile karışım başta din olmak üzere çeşitli sebeplerle hiç olmamış ya da en az seviyede olmuştur.
Anadolu medeniyetleri;
Hititler Asurlular Frigler Lidyalılar Urartular İyonyalılar Likyalilar Bizans medeniyeti;
Başta diplomatik ilişkiler olmak üzere pekçok kurum miras alınmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu Ana maddeler: Osmanlı İmparatorluğu, Islahat Fermanı ve Birinci Meşrutiyet Ana maddeler: Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı
Meclis-i Mebusan'ın açılışı, 1876Osmanlı Devleti, Devlet-i Âliyye-i Osmaniyye (ya da Osmanlı İmparatorluğu)[4] 1299 senesinde şimdiki Türkiye Cumhuriyeti'nin Bilecik ilinin Söğüt ilçesinde, Anadolu Selçuklu Devleti zamanında Osman Bey tarafından Osmanlı Beyliği olarak kurulmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Ana maddeler: Türkiye Cumhuriyeti tarihi, Anadolu ve Atatürk Türkiyesi Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk ve silah arkadaşları tarafından, İstiklal Savaşının kazanılması ile, 1. Dünya Savaşı'ndan yenik çıkmış ve savaşı kazanan devletlerce paylaşılmış Osmanlı İmparatorluğu'nun Anadolu ve Trakya'da kalan toprakları üzerine kurulmuştur. İstiklal Harbi, Misak-ı Milli sınırları içinde ülke bütünlüğünü korumak, milli egemenliğe dayalı, tam bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak için tüm ulusca girişilen, çok cepheli bir savaştır.
Kurtuluş Savaşı'nda düşmana karşı koyan, ülkenin direniş örgütlenmeleri ve güçleri olan milli güçler, Osmanlı'nın son ordusu ile Kurtuluş Savaşı milis ve gönüllülerinden oluşan Kuvayı Milliye'dir.
Kuvayi Milliye, ülkenin dört bir yanının Yunan, İngiliz, Fransız, İtalyan birliklerince ele geçirildiği, Mondros Mütarekesi ile ülkeye ağır koşulların dayatıldığı, Osmanlı ordusunun silahlarının alınıp dağıtıldığı, her şeyin bitti sanıldığı günlerde, ulusun tepkisi olarak doğan bir halk direnişidir.
12 Haziran 1919’da Havza'dan Amasya'ya gelen Mustafa Kemal Paşa buradan yayınladığı bildiri ile ülkenin içine düştüğü durumu açıklıkla saptıyor, çözümün bütün güçlerin birleşmesinden geçtiğini vurguluyordu. M.Kemal Amasya'da Anadolu ve Rumeli’de kurulan Mudafaa-i Hukuk Derneklerini birleştirme, kongreler yaparak tüm ulusun kesin kararına dayalı yeni bir yönetim kurma amacıyla Amasya Tamimi’ni hazırlamıştır.[5]
Bu tamim milli egemenliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması yolunda atılan ilk adımdır. Ulusun teşkilatlandırma ve mücadele yöntemleri belirginleşmiştir. Milli Egemenlik ve milli bağımsızlık fikri ilk kez ortaya atılmıştır.
8 Temmuz’da İstanbul’a görevinden ve askerlikten ayrıldığını bildirerek, Osmanlı Hükümeti ile tüm ilişkilerini sona erdiren Mustafa Kemal ertesi gün Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Erzurum Şubesi’nin başkanlığına seçildi. 23 Temmuz 1919’da Mustafa Kemal’in başkanlığında toplanan Erzurum Kongresi'nde alınan karar;
“ Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür, bölünemez ”
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ilk üyeleriTürkiye Cumhuriyeti siyasi tarihi
Kuruluş Dönemi Sevr Antlaşması I. Dünya Savaşı 19 Mayıs 1919 Erzurum Kongresi Sivas Kongresi Kuvva-i Milliye Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Kurtuluş Savaşı TBMM'nin kuruluşu Misak-ı Milli Lozan Antlaşması
Atatürk Dönemi ve Siyasal devrimler Türkiye Cumhuriyeti'nin Tek Partili Dönemi Cumhuriyet Halk Partisi Saltanatın Kaldırılması Cumhuriyetin İlanı Halifeliğin Kaldırılması Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Şeyh Sait isyanı Onuncu Yıl Nutku Gençliğe Hitabı
Milli Şef; İsmet İnönü İsmet İnönü Köy Enstitüleri II. Dünya Savaşı Milli Kalkınma Partisi
Türkiye Cumhuriyeti'nin Çok Partili Dönemi Çok partili dönem Demokrat Parti Adnan Menderes 27 Mayıs ihtilali Türkiye İşçi Partisi Suat Hayri Ürgüplü Adalet Partisi
1970'li yıllar; Sağ-sol çatışması 12 Mart Muhtırası Ecevit Hükümetleri Ecevit'e suikast Milliyetçi Cephe Hükümetleri 24 Ocak Kararları
Siyasi yasaklar; 12 Eylül 1980 12 Eylül Darbesi Kenan Evren Turgut Özal Anavatan Partisi PKK sorunu
1990'lı yıllar; Eskilerin dönüşü Türkiye ve Avrupa Birliği kronolojisi Demokratik Sol Parti Sosyaldemokrat Halkçı Parti Erdal İnönü Tansu Çiller Refah Partisi Necmettin Erbakan Milliyetçi Hareket Partisi
Milli direnişi oluşturmada ikinci büyük adım olan ve 4 Eylül/11 Eylül 1919 tarihinde yapılan Sivas Kongresi'nde Mustafa Kemal Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin başkanı olarak seçilerek Milli Kurtuluş Savaşı’nın yetkili lideri haline gelmiştir.
27 Aralık 1919’da Ankara’ya gelen Mustafa Kemal burasını Anadolu’daki direniş hareketinin merkezi olarak seçmiştir.
İstanbul'un işgalinden üç gün sonra, Atatürk ünlü 19 Mart 1920 tarihli bildiriyi yayımlayarak, Olağanüstü yetkiler taşıyan bir Meclisin Ankara'da toplanacağını bildirerek Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş temellerinin Ankara'da atılmasını sağladı.
Atatürk 21 Nisan'da yayınladığı ikinci bir bildiri ile, Meclis'in 23 Nisan günü toplanacağını ve açılış töreninin nasıl yapılacağını duyurdu.
TBMM, 24 Nisan 1920 günü yaptığı ikinci toplantısında Mustafa Kemal Paşa'yı (Atatürk), başkanlığa seçti. Mustafa Kemal Paşa, kendi öncülüğünde kurulan TBMM'nin başkanlığını Cumhurbaşkanı seçildiği gün olan 29 Ekim 1923 tarihine kadar sürdürdü.
Ayrıca bakınız: Türk Kurtuluş Savaşı, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanı, ve Türk Kurtuluş Savaşı kronolojisi
Politik hayat Ana maddeler: Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihi, Atatürk İnkılapları ve Atatürk Türkiyesi 9 Eylül 1923`te Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuş olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk siyasi partisidir. Merkez kanatta yer alır.[6]
Başlangıçta adı "Halk Fırkası" olan parti 1924 yılındaki kurultayda adını "Cumhuriyet Halk Fırkası" olarak değiştirdi. 1927 yılında Atatürk tarafından belirlenen,"Cumhuriyetçilik", "Halkçılık", "Milliyetçilik", ve "Laiklik" ilkelerini tüzüğüne ekledi. 1935 yılındaki kurultayda daha önceki dört ilkeye Atatürk'ün kararıyla "Devletçilik" ve '"Devrimcilik" ilkeleri de eklenerek ilkeler altıya çıkarıldı ve partinin adı "Cumhuriyet Halk Partisi" oldu.
Türkiye'deki tek parti yönetiminin, bugünkü anlayış ve tanım çerçevesinde bir demokrasi olmadığı çok açıktır ancak o günlerin koşullarında tek partili cumhuriyet insan haklarına saygı ve özgürlük kriterleri açısından benzersiz bir yerdedir.
Doğu ve Orta Avrupa sağ ve sol diktatörlerin baskısı altında idi. Almanya'da Hitler İtalya'da Mussolini, İspanya'da Franko'nun faşist yönetimleri vardı. Fransa, Belçika ve İsviçre'de kadınlar en temel insan haklarından biri olan siyasal haklardan yoksun bulunuyorlardı. Yani nüfusun yarısını oluşturan kadınların seçme ve seçilme özgürlükleri yoktu.
Tek parti yönetimindeki demokrasi uygulamaları bu perspektif içinde değerlendirildiğinde ve o günün dünyası incelendiğinde bu kriterler açısından bir sıralama yaparsak Türkiye özgürlükçü tarafta yer almaktadır.
II. Dünya Savaşı'nın hemen ardından, gerek uluslararası siyasetteki gelişmeler, gerekse ülke içindeki yeni oluşumlar rejimin genel niteliğinde önemli değişiklikleri gündeme getirdi. Basında ve mecliste çok partili siyasal sistemi savunan bir anlayış oluştu. Buna CHP genel başkanı ve cumhurbaşkanı İsmet İnönü de yaptığı konuşmalarla destek verdi.[7] [8]
Türkiye Cumhuriyeti'nin Çok Partili Dönemi 1946 yılından itibaren Türk siyasi hayatının CHP dışında 2. bir partinin kurularak seçimlere çok partili olarak gidilmesi ile başlamıştır.
Çok partili hayat 1945 yılında Nuri Demirağ tarafından kurulan Milli Kalkinma Partisi ile başlamıştır. Ancak parti İsmet İnönü tarafından kapattırılmıştır. 7 Ocak 1946'da Dörtlü Takrir'e imza atanlar tarafından kurulan DP'nin parti genel başkanlığına Bayar getirildi. DP, ekonomi ve siyasette liberal düzenlemeleri savunuyordu. DP'nin kuruluşu iktidar tarafından önceleri hoş karşılanmıştır.
1950 genel seçimleri'nde Demokrat Parti galip olarak çıkmıştır. Adnan Menderes liderliğindeki DP ilk başlarda çok popülerken 1950'lerin sonlarına doğru yaşanan ekonomik sıkıntılar ve hükümetin antidemokratik uygulamaları nedeniyle sıkıntılı bir döneme girmiş ve 1960 yılında yapılan askerî darbe ile çok partili yaşam kesintiye uğramıştır. Darbe neticesinde dönemin cumhurbaşkanı Celal Bayar ve dönemin Başbakanı Adnan Menderes idama mahkûm edilmiş fakat baskılar neticesinde Celal Bayar'ın cezası müebbete çevrilirken, Adnan Menderes, Hasan Polatkan, Fatin Rüştü Zorlu idam edilmişlerdir.
Devlet biçimi Ana madde: Türkiye Cumhuriyeti'nin devlet yapısı Türkiye'nin devlet biçimi cumhuriyettir. Türkiye Cumhuriyeti, Mustafa Kemal önderliğinde 1923'te kurulmuştur. Resmî dili Türkçe'dir. Laik,demokratik,sosyal bir hukuk devleti yönetim anlayışı vardır. Kuvvetler ayrımı esası vardır. Yasama işlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi, yürütme işlerini Hükümet, yargı işlerini ise bağımsız mahkemeler yapar. Türkiye'de 1923'te cumhuriyetin ilanı ile devlet başkanı cumhurbaşkanı sıfatını almıştır. Cumhurbaşkanı devletin başı ve başkomutandır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Türk Milleti'nin birliğini temsil eder. Anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) (Kuruluş: 23 Nisan 1920). Türkiye Cumhuriyeti'nin yasama organıdır. Halk tarafından her 5 yılda bir yapılan seçimler ile belirlenen milletvekilleri TBMM çatısı altında yasama görevini yerine getirmek üzere kanunları belirler. TBMM ye 550 milletvekili seçilmektedir.
Başbakan, Türkiye Cumhuriyeti'nde yürütmenin başıdır. Bakanlar Kurulu'na başkanlık eder. Hükümeti ve icraatlarını yönetir. Türkiye Cumhuriyeti'nde her 5 yılda bir genel seçimle oluşan Meclis tarafından Başbakan, 5 yıl süre ile seçilir.
Ayrıca bakınız: Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, ve Başbakan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), 9 Eylül 1923`te Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuş olan, Türkiye'nin ilk siyasi partisidir.Atatürk zamanında merkezde bir çizgi takip ederken çok partili düzene geçişle birlikte ortanın soluna doğru kaymıştır. 1927 yılında "Cumhuriyetçilik", "Halkçılık", "Milliyetçilik", ve "Laiklik" ilkelerini tüzüğüne ekledi. 1935 yılındaki kurultayda daha önceki dört ilkeye "Devletçilik" ve '"Devrimcilik" ilkeleri de eklenerek ilkeler altıya çıkarıldı ve partinin adı "Cumhuriyet Halk Fırkası" oldu.
Ayrıca bakınız: Türkiye Cumhuriyeti'nin Tek Partili Dönemi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin Çok Partili Dönemi
Dış politika Türk devleti, Lozan Antlaşması'nı Birinci Dünya Savaşı'nın galip devletleri ile eşit koşullarda imzalamış ve milletlerarası alanda, bağımsız bir devlet olarak yerini almıştır.
Atatürk Döneminde dış politikalar Atatürk; Yurtta Sulh, Cihanda Sulh sözü ile uluslararası ilişkilerde Türkiye Cumhuriyeti'nin resmî politikasının ne olacağını tüm dünyaya belirtmiştir. Atatürk barışçıl ancak ulus çıkarı gözeten bir dış politika izlemiş ve bunun için döneminde bölge eksenli oluşumlar sağlamaya çalışmıştır. Bunla hem ülkenin hem ekonomik ve siyasi açıdan Türkiye için önemli olan bölge ülkelerinin her alanda işbirliği yapmasını sağlayarak Batılı ülkelerin uygulamaya çalıştığı dış etkiyi kırmayı amaçlamıştır.
Türkiye ve Milletler Cemiyeti Türkiye, Milletler Cemiyeti'nin kurucu üyesidir.
Sadabat Paktı Mustafa Kemal, ölümünden bir yıl önce (8 Temmuz 1937)’de gerçekleştirdiği Sadabat Paktı ile Ortadoğu ve Kafkaslar'da İran'ı kendisine asıl muhatap olarak görmüş İran ile Türkiye'nin bölgesel işbirliği ve ortaklık antlaşması olarak Sadabat Paktı'nın imzalanmasını gerçekleştirmiştir.Türkiye, İran, Afganistan ve daha sonra Irak’ın katılmıştır. Sadabat Paktı, 2.Dünya Savaşı sonrasında hukûken yürürlükte kalmıştır ama Atatürk sonrasında unutulmuştur.
Balkan Antantı 1934 de yapılan Üçüncü Balkan Konferansı' ı sonucu ortaya çıkan Antant ile birlikte, taraflardan biri Balkanlı olmayan bir devlet tarafından saldırıya uğrar ve bir Balkan devleti de saldırgana yardım ederse, diğer tarafların bu Balkanlı saldırgana karşı birlikte savaşa gireceklerine dair gizli bir protokol de imzalanmıştı.
Atatürk'ün SSCB ile ilgili öngörüsü ve Türk Dünyası 1990 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla Kazakistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Özbekistan, Azerbaycan Cumhuriyetleri ortaya çıkmıştır. Rusya Federasyonu içerisinde ise Tataristan, Başkurdistan, Çuvaşistan, Saha (Yakudistan), Tuva, Altay, Hakasya, Dağıstan, Taymir, Karaçay ve Balkar Özerk Cumhuriyetleri tesis edilmiştir. Moldova'da Gagauzya, Ukrayna'da Kırım Özerk Cumhuriyeti kurulmuştur. Çin Halk Cumhuriyeti'nde ise Doğu Türkistan özerk yapıya sahiptir. Türk Dünyası 250 milyonu bulan nüfusuyla Türkiye'nin sorumluluğu altındadır. Çünkü bu Atatürkün vasiyetidir:
“ Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacagını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir.Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. işte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdir. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür... İnanç bir köprüdür...Tarih bir köprüdür... Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimiz içinde bütünleşmeliyiz. Onların (soydaş Türk kardeşlerimizin) bize yaklaşmasını beklememeliyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gereklidir." ”
demiş ve bu öngörüsü ülkelerin tarihleri açısından kısa sayılabilecek bir süre sonra gerçekleşmiştir. Atatürk'ün bu hususta bir başka vecizesi ise şöyledir:
“ Türk Birligi'nin bir gün hakikat olacagına inancım vardır. Ben görmesem bile gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk Birliği'ne inanıyorum. Onu görüyorum. Yarının tarihi yeni fasıllarını Türk Birliği ile açacak. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türklüğün varlığı bu köhne âleme yeni ufuklar açacak. Güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek. Hayatta yegâne varlığım ve servetim Türk olarak doğmamdır. ”
Atatürk Sonrası dış politika
Birleşmiş Milletler, NATO ve AB Ana madde: Türkiye ve Avrupa Birliği kronolojisi Birleşmiş Milletler, Türkiye'nin aralarında bulunduğu 51 ülkenin katılımıyla 24 Ekim 1945 tarihinde kurulmuştur. Katılın ülke sayısı zamanla artarak günümüzde bu sayı 180'i geçmiştir. Türkiye, Birleşmiş Milletler'e ilk üye olan ülkelerden biridir ve Birleşmiş Milletler ile Kore, Somali, Bosna, Filistin ve Afganistana asker göndermiştir. Son olarakta Lübnan'a asker gönderme kararı almıştır.
9 Nisan 1949'da Washington Antlaşması ile kurulan NATO bir kollektif savunma örgütü olarak bilinmektedir. Kurucu antlaşmanın özellikle 3., 4., ve 5. maddeleri önemlidir. Bu maddelerle üye ülkeler, ortak savunma için yeteneklerini geliştirmeye, herhangi bir üyenin toprak bütünlüğu, siyasi bağımsızlık ve güvenliği tehlikede olduğunda bir araya gelmeyi ve herhangi birine saldırıldığında bu saldırıya hepsine karşı yapılmış bir saldırı olarak kabul etmeyi taahhüt etmişlerdir.[9]
Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişki 40 yılı aşkın bir süreye dayanır. Avrupa Ekonomik Topluluğu olarak kurulduğu yıllarda, ortaklık için başvuran Türkiye, zaman zaman duraklayan ve zorlukla ilerleyen bu ilişkiyi, müzakere aşamasına kadar sürdürmüştür.
Türkiye ve Avrupa Birliği DP, 31 temmuz 1959'da AET'ye ortak üye olmak için topluluk konseyine başvurdu. 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesi ve Menderes, Zorlu, Polatkan'ın idamları üzerine Fransa cumhurbaşkanı De Gaulle, Türkiye'nin üyeliğinin dondurulmasını istemiştir. AT ile görüşmeler Eylül 1959-Ekim 1960'da istişari olarak başladı. Askeri darbe yüzünden görüşmeler 1960'a kadar kesildi. Türkiye, gümrük birliği hedefiyle görüşmelerde yer aldı. 1963'e kadar görüşmeler yapıldı. 12 Eylül 1963'de Ankara Anlaşması imzalandı, gümrük birliğine dayalı ve ortak üye olan Türkiye'nin tam üyeliğini amaçlayan anlaşma idi. 22 Temmuz 1970'de Katma Protokol imzalandı. Türkiye 25 Aralık 1976'da tek taraflı kararla bütün yükümlülüklerini dondurdu. 21 Eylül 1979'da iki taraf, ilişkileri 5 yıllığına dondurdu. 6 Şubat 1980'de dışişleri bakanı Hayrettin Erkmen, Türkiye'nin tam üyelik için başvuruda bulunacağını açıkladı. Ancak, 12 Eylül 1980'deki askeri darbe ile ilişkiler 6 yıl daha donduruldu. Türk parlamenterlerin üyelikleri düşürüldü. Avrupa, Türkiye'den demokrasiye dönüş takvimi uygulamasını istedi. 1986'da ilişkiler tekrar başlatıldı. 1987'de uyum anlaşması yapıldı. 18 Aralık 1989'da AT Komisyonu türkiye'nin tam üyelik başvurusu hakkındaki görüşünü açıklamış, topluluğun 1992'den önce yeni üye kabul etmeyeceğini belirtmiştir. 21 Ocak 1992'de iki taraf arasında teknik işbirliği programı imzalandı. 21 Ocak 1992'de çalışma programı Ankara'da imzalandı. 6 Mart 1995'de ortaklık konseyi kararında AB'ye Türkiye'nin gümrük birliği temelinde katılması AP'nin onay sürecine bağlandı. 2003 yılında Türkiye ile üyelik görüşmeleri başladı, ancak ucu açıklık ve hazmetme kapasitesi şartları konuldu, üyelik müzakere başlıkları 2005'de donduruldu. Papa ve Fransa, Almanya gibi kurucu üyelerin liderleri Türkiye'nin AB'ye girmesinin imkansızlığını açıkladılar.
Kıbrıs Barış Harekâtı Ana madde: Kıbrıs Barış Harekâtı Kıbrıs Barış Harekâtı, 20 Temmuz 1974 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Garanti Anlaşması'nın III. maddesine istinaden gerçekleştirdiği askerî harekâtın adıdır.
1571’de Osmanlı yönetimi Kıbrıs’ta yer aldı. Daha önce Ada’da Venedikliler egemendiler. Osmanlı yönetimi, Venedikliler’in elindeki mülkü Rum Ortodoks Kilisesi’ne aktardı. Kiliseye geniş yetkiler verdi. Böylece Rum Kilisesi’ne ve toplumuna güç geldi. Giderek bu güç Türkiye’den gelip yerleşen Türkler’e karşı kullanılacaktı.
1878’de Rusya karşısında zor durumda kalan Osmanlı, Kıbrıs’ın yönetimini geçici olarak İngiltere’ye verdi. Birinci Dünya Savaşı’nda da İngiltere, Kıbrıs’a el koydu. 1950’lerin sonlarında bağımsızlık hareketi başladı ve uluslararası anlaşmalara dayanan bir Türk-Rum Ortak Devleti kuruldu. Fakat Rumlar böyle bir Ortak Devlet’e razı olmadılar. Kıbrıs’ın tüm yönetimine el koyma yoluna gittiler; uluslararası anlaşmaları ve Anayasayı çiğnediler. Rumlar, 1963 yılında Ortak Devlet’i yıktılar. Türklere ve Türk köylerine yapılan saldırılar sonucu birçok insan hayatını kaybetti ve binlerce insan göç etmek durumunda kaldı.
Kıbrıs Barış Harekâtı, 20 Temmuz 1974 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Garanti Anlaşması'nın III. maddesine istinaden gerçekleştirdiği askerî harekâtın adıdır.
Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit 5 Temmuz 1974'te Türkiye, Yunanistan ve İngiltere dışişleri bakanlarının çalışmalarına başladığı ve 30 Temmuz'da sona eren I. Cenevre Konferansı konferansında Türk tarafının kabul edilen isteklerinin Kıbrıs Nikos Sampson Hükûmeti tarafından uygulanmaması sonucu, adada gelişmelerin kötüye gitmesi sebebi ile Kıbrıs Barış Harekâtı emrini vermiş ve Kıbrıs işgal edilmiştir.
Ordu VikiKaynak'ta Türkiye ile ilgili metin bulunmaktadır. Türk ordusunun kuruluş tarihi, Mete Han'ın M.Ö. 209'da düzenli orduya geçtiği tarih olarak alınır. Orta Asya’da başlayan uzun öykü, büyük göçlerin neden olduğu hareketlilikle tüm ana karalara yayılmıştı. Doğuda, Hun, Göktürk ve Uygur ulusları, Batıda ise 1040 yılında Oğuz kökenli Türklerin kurduğu başka bir Türk devleti Selçuklu İmparatorluğu, Türkleri dünyaya tanıtmış oldu.
Türk Silahlı Kuvvetleri nin personel mevcudu 850,000'dir.İlgili yasalara göre görevi "2000'li yıllarda, yeni güvenlik sorunlarına ve sorunlara uygun şekilde tepki göstermek, belirsizliklere karşı hazır olmak, iç ve dış tehdit ve risklere karşı ülkenin güvenliğini sağlayabilmek için;
Caydırıcılık, Güvenlik / Harekat Ortamının Şekillendirilmesi, Savaş Dışı Harekat (Barışı Destekleme Harekatı, Doğal Afet Yardım Harekatı ve İç Güvenlik Harekatı), Kriz Yönetimi, Sınırlı Güç Kullanımı, Konvansiyonel Harp gibi faaliyetleri icra etmek" olarak belirlenmiştir. Bu görevleri yerine getirebilmek için çok amaçlı birliklerin kurulması, sayısal fazlalık yerine teknolojik üstünlüğün kurulması, silah ve düzeneklerinin etkinliğini arttıracak teknolojik araştırmaların yapılması ve erken ikaz,darbe, elektronik harp, hava üstünlüğünün kurulması ve darbe gibi ek görevleri de yapmaktadır.[10]
Türk Silahlı Kuvvetleri,
Kara, Deniz, Hava Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlıklarından oluşur. Türkiye'de her 20 yaşına gelen Türk genci askere alınır. Eğer 20 yaşına geldiği vakit okuluna devam ediyorsa askerliğini erteletir. En az 4 yıllık yüksek okul mezunları kısa dönem askerlik yaparlar.
Türk Ulusu Ana madde: Türkiye'de yaşayan etnik gruplar Atatürk; Türk Ulusunu
"Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye Halkı'na Türk Ulusu denir" şeklinde açıklamaktadır.
Uzaydan TürkiyeBugünkü Türk ulusunun temelleri, 20. yüzyılda gerileyen ve toprak kaybeden Osmanlı'nın kendini tanımlamasıyla ortaya çıkmıştır. 1912-13 yılında kaybedilen Balkan Savaşları sonunda Balkanlar'dan Anadolu'ya göçenlerle Türklük şuurunun gelişmesi, Türk ulusu'nun oluşmasında ilk olgudur. 1915'deki Çanakkale Savaşı ile de bugünkü Türk ulusunun karakteristik özellikleri ortaya çıkmıştır. Çanakkale Savaşı Türk ulusu'nun ne olduğunu özetleyen ikinci olgudur. Çanakkale'den sonra Kurtuluş Savaşı'nın kazanılması "Türk ulusu"nun tanımlanmasında üçüncü olgudur.
Amerikalı Türkolog Carter V. Findley, Dünya Tarihinde Türkler adlı eserinde, bugünkü Anadolu Türkleri'ni; Orta Asya steplerinde başlayan ve Ankara'da son bulan bir otobüs yolculuğuna benzetir. Otobüs Ankara'ya gelene kadar pekçok ara durakta durmuş ve bu ara duraklarda yolcuların kimileri inmiş ya da bazı yeni yolcular binmiş. Bu duraklarda Türkler pekçok kültürel etkileşime girmişler, yeni dinler tanımışlar fakat en önemli mirasları olan Türkçe'yi korumayı başarabilmişlerdir. Türkçe, Anadolu Türklerinin ve ulusunun anlamlandırılmasında temel etkenlerin başında gelmektedir. İkincisi otobüs pekçok durakta durmuş olsa da Orta Asya'da kurulan medeniyetin getirdiği sağlam kültürel birikim ve miras, kimliklerini korumak için dayanak olmuştur.
Türk ulusunun temel yapı taşını "Orta Asya Türk kültürü" oluşturur. Bunun yanında Anadolu'dan kaynaklanan medeniyetler ile İslamın getirdiği medeniyetler de Türk ulusu içinde kendine yer edinmiştir.
Sanıldığı aksine Türk ulusçuluğu, dünya'da en son gelişen "ulusçuluk hareketleri"nden birisidir. Türk milliyetçiliği Balkanlardaki ayrışmalar sonucunda ancak 20. yüzyılda kendini tanımlamaya başlamıştır. Türk edebiyatında, Türk tiyatrosunda, Türk sanat eserlerinde Batı'da olduğu gibi aşırı milliyetçi duygular, yapılanmalar görülmez. Osmanlı'dan gelen paylaşma sentezi ön plandadır.
Irkçılık veya herhangi bir unsurun diğerlerine baskı yapması anayasanın kesin hükümleriyle yasaklanmış olduğu gibi, halkta da, pek çok Batı toplumunun aksine, ırkçılık eğilimi ve alışkanlığı bulunmaz.
Türkiye'de yaşayan herkes etnik kimliğine bakılmaksızın Türk vatandaşıdır. Türk milleti ve devleti ayrılmaz bir bütündür. Herkesin etnik kimliğine saygı duyulur.
(Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre)
Nüfus Türkiye'nin 2007 yılı tahmini nüfusu 75 milyondur. Kuruluş döneminde Balkan ağırlıklı olan nüfus, Anadolu vilayetlerindeki yüksek nüfus artışı nedeniyle 1980'lerden sonra Anadolu ağırlıklı olmuştur. 1985 sayımına göre Türkiye nüfusunun yüzde 10'u Trakya, yüzde 13,1'i Karadeniz, yüzde 19,4'ü Marmara ve Ege, yüzde 9,2'si Akdeniz, yüzde 7'si Batı Anadolu, yüzde 24,1'i İç Anadolu, yüzde 4,8'i Güneydoğu Anadolu Bölgesi ve yüzde 12,4'ü Doğu Anadolu'da yaşamaktadır. Nüfusun yüzde 33'ü kırsal, yüzde 67'si kentsel alanlarda bulunur.
Yaşlara göre nüfus oranı (2006):
0-14 yaş arası: %25,5 (9.133.226 erkek - 8.800.070 kız)
15-64 yaş arası: %67,7 (24.218.277 erkek - 23.456.761 kadın)
65 yaş ve üstü: %6,8 (2.198.073 erkek - 2.607.551 kadın)
Yaş ortalaması
Toplamda: 28,1 yaş
Erkek: 27,9 yaş
Kadın: 28,3 yaş
Nüfus Artışı: %1,06 (2006) Türkiye'nin en büyük nüfusuna sahip kentleri sırayla İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Konya, Adana,Kocaeli, Eskişehir, samsun, Mersin ,ş.urfa Kayseri,manisa, Antalya,Diyarbakır ve Trabzon'dur
Nüfusun Yaşa Oranları (2000 sayımı) 0 - 4 6,033,346 Erkek Kadın
5 - 9 6,449,363
10-14 6,615,428
15-19 6,693,554
20-24 6,390,252
25-29 5,845,812
30-34 5,450,131
35-39 4,759,742
40-44 3,899,599
45-49 3,210,416
50-54 2,453,379
55-59 2,062,228
60-64 1,872,635
65-69 1,513,508
70-74 1,098,952
75-79 720,935
80+ 597,397
Demografi Türkiye'nin 1927 - 2000 yılları arasındaki Demografik gelişimi 1927 1935 1940 1945 1950 1955 1960 1965 1970 1975 1980 1985 1990 2000 13.648 16.158 17.821 18.790 20.947 24.065 27.755 31.391 35.605 40.348 44.737 50.664 56.473 67.804
Ayrıca bakınız: Türk azınlıklar
Din Türkiye halkının %99'u İslam dinine mensuptur ve Müslüman'dır. Müslümanlar sistematik olarak Matüridi, Sünni, Hanefi sistemine bağlıdır. Ülkede en fazla Mehmet, Ahmet isimli vatandaş vardır ve bunlar İslam peygamberinin adıdır. Askerine Mehmetçik denir. İslam dini 5 esasıyla Türkiye'de canlı olarak yaşar: Kelime-i şehadet, namaz, zekat, oruç, hac. İslam sanatı Türkiye'de mimaride camilerin sıklığında görülür.
Türkiye laik bir ülke olduğundan din ve devlet işleri ayrılmıştır. Dinî veya etnik isimli siyasi parti kurulması anayasaya göre yasaktır. Cumhuriyetin ilk yıllarında dinin devlet kontrolü dışında yürütülemeyeceği kanaatine varılarak, devlet tarafından denetlenmesi gerektiği kararlaştırılmıştır. Buna dayanarak 3 Mart 1924 tarihinde Başbakanlığa bağlı bir teşkilat olarak Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur. Bu teşkilat bireylere din hizmetini sağlamak ve camii gibi Müslüman ibadet yerlerini yönetmekle görevlidir.
Süleymaniye Camii-İstanbulDinî inanç veya inanmama, dinîi kuralları şahıs olarak uygulama veya uygulamama özgürlüğü anayasa'nın korumasındadır.
1923'ten önce geçerli olan dinîi kanunlar tamamen geçerlilikten kaldırılmıştır.
Osmanlı Devletinde resmî aidiyet unsuru olan 'Müslüman' kavramı 1923'ten bu yana kullanılmaz, bu aidiyetin yerine, milli aidiyet olan 'Türk' kavramı gelmiştir.
Toplam nüfusun çok küçük (%0,2'den az) bir oranını Gayrimüslimler oluşturur. Bunlar 45.000 Ermeni Gregoryen, 25.114 Musevi, 17.194 Süryani, 2.270 Rum Ortodoks ve yaklaşık 5.628 diğer çeşitli din ve mezheplerden insanlardır (Katolik, Arap Ortodoks, Keldani, vs). [11]
Türkiye'deki Rum Ortodoks, Gayrimüslim nufusun büyük bir kısmı, Lozan Antlaşması gereği Yunanistan'a göç etmiştir. Batı Trakya'da yaşayan Müslümanlar ile İstanbul, Gökçeada ve Bozcaada'da yaşayan Rumlar mübadele dışında bırakılmıştır.
Balkanlar'da ve Kafkaslar'da yaşayan Müslüman ahali Sırp ve Rus Çarlığı orduları tarafından Türkiye'ye sürüldü.
Bugünkü Yunanistan nüfusunun yaklaşık yarısını, Anadolu'dan giden Rumlar oluştururlar. Bu göç edenlerin bir kısmını da hiç Rumca bilmeyen fakat Türkçeyi Yunan alfabesiyle yazan hıristiyanlaşmış Selçuklular yani Türkler oluşturuyordu.Bunlara Karamanlılar adı verilirdi.Yanlış bilgi bulgaristandada 700.000 konya karaman soyundan selçuklu türkü vardır.Ne dinleri nede dilleri değişmiştir. Dinleri Sünni-hanefi dilleride türkiye türkçesidir.
Dil Ana madde: Türkiye Türkçesi Türkiye'nin resmi dili Türkçedir. Bugün Türkiye Türkçesi nüfusun büyük bir çoğunluğu tarafından konuşulmaktadır. Bölgelere göre birçok farklı şivesi kullanılmakta olup belli bir eğitim seviyesine ulaşanlar İstanbul ağzını tercih etmektedirler.
Tüm halkın iletişimini sağlayan ve hem resmi dil hem de eğitim dili olan Türkçenin yanında gündelik hayatta başka diller de konuşulmaktadır. Bunlar Abazaca,Arnavutça,Boşnakça Marmara bölgesi'nde ve İç Anadolu'da; Lazca, Gürcüce Karadeniz'de; Kürtçe, Zazaca ve Arapça gibi diller Doğu ve Güney Doğu bölgelerinde kullanılmaktadır. Çok az sayıda olmalarına rağmen resmen azınlık durumunda bulunan Rumlar, Ermeniler'in bir kısmı ve Museviler'in küçük bir kısmı gündelik hayatta kendi dillerini konuşmaktadırlar.
Diğer yaygın olarak konuşulan dillerle karşılaştırıldığında, daha az sayıda sözcük ve harf ile daha çok bilgi aktarmak olanaklıdır. Diğer pek çok dilde olmayan bir özelliğe göre, bir sözcük köküne ekler ekleyerek, tek sözcüklü tümceler oluşturulabilir.[12] Örnek:
Türkçe İngilizce Almanca Hollandaca ev house Haus huis evde at home, within the house im Haus, zu Hause thuis eviniz your house Ihr Haus uw huis evinizde at your house in Ihrem Haus in uw huis evinizdeyiz we are at your house wir sind in Ihrem Haus wij zijn in uw huis
İdari bölümler Ana madde: Türkiye'nin illeri Türkiye, idari ve mahalli şartlar göz önünde bulundurularak çeşitli idari bölümlere ayrılmıştır. Merkezi idare kuruluşu bakımından illere, iller ilçelere, ilçeler ise köylere ayrılmıştır. Bunlara Mülki İdare Bölümleri denir. İdari bölümlerin tespitinde coğrafi durumları, ekonomik şartları, kamu hizmetlerinin gerekleri ve ulaşım durumları dikkate alınmaktadır. Türkiye'de en büyük idari birime il adı verilir. Bir il; il merkezi, ilçe merkezleri ve ilçelere bağlı bütün köyleri kapsar. İllerde yönetme ve yürütme görevini, devletin atadığı valiler yerine getirir. Cumhuriyetin ilk yıllarında 63 olan il sayısı, değişen şartlar ve ihtiyaçlara göre bugün 81'e ulaşmıştır. Gelişmiş bir çok ilçe de il olmayı beklemektedir.
İlden daha küçük idari birimlere ilçe adı verilir. Her il, büyüklüğüne göre çeşitli sayıda ilçelerden oluşur. İlçelerde mülki amire Kaymakam adı verilir. En küçük idari birime ise köy adı verilir. Muhtar tarafından yönetilen köy, yönetim açısından ilçe merkezine bağlıdır.
Son nüfus sayımına göre Türkiye'de 81 il, 850 ilçe ve 35.000'den fazla köy bulunmaktadır.
Coğrafya ve İklim Ana maddeler: Türkiye'nin coğrafi bölgeleri, Türkiye'deki dağlar ve Türkiye'nin buzulları Ana maddeler: Türkiye'nin nehirleri, Türkiye'nin havzaları ve Türkiye'nin Milli Parkları
Türkiye'nin coğrafi bölgeleri EfesTürkiye'nin toprakları 36° - 42° Kuzey paralelleri ve 26° - 45° Doğu meridyenleri arasında yer alır. Kabaca bir dikdörtgeni andırır ve genişliği 1.660 kilometredir. Göller dahil kapladığı alan 814.578 km²'dir. Marmara Bölgesi % 8,5, Ege Bölgesi % 12, Akdeniz Bölgesi % 16, İç Anadolu Bölgesi % 18, Karadeniz Bölgesi % 18, Doğu Anadolu Bölgesi % 21, Güneydoğu Anadolu Bölgesi % 7,5 yer tutar. Trakya'nın yüzölçümü 24.370 km² dir. Türkiye'nin kara sınırlarının uzunluğu 2.573 km, adalar dahil sahil uzunluğu 8.333 kilometredir.
Türkiye 6-21 Haziran 1941 tarihinde yapılan Birinci Türk Coğrafya Kongresi'nde 7 ana coğrafi bölgeye ve 21 coğrafi bölüme ayrılmış, Türkiye'nin yedi coğrafi bölgesinden dördüne komşu olduğu denizin adı verilmiştir, diğer üç bölge de Anadolu bütünü içindeki konumlarına göre adlandırılmışlardır.
Akdeniz Bölgesi %16, Doğu Anadolu Bölgesi %21, Ege Bölgesi %12, Güneydoğu Anadolu Bölgesi %7.5, İç Anadolu Bölgesi %18, Karadeniz Bölgesi %18, Marmara Bölgesi %8.5, yer tutar.
Van Gölü Selimiye Camii-Edirne Pamukkale Peri Bacaları-Nevşehir Olimpos'ta dalgıçlar Antalya körfezi Ali dağı-KayseriÜlkenin yarısından fazlası, yükseltisi 1.000 metreyi aşan yüksek alanlardan oluşur. Yaklaşık üçte biri orta yükseklikteki ovalar, yaylalar ve dağlar, yüzde 10'u da alçak alanlarla kaplıdır. En yüksek ve dağlık alanlar doğu kesimde yer alır. Kuzey kesimini Kuzey Anadolu Dağları, güney, doğu ve güneydoğu kesimlerini de Toroslar engebelendirir. Ülkenin en yüksek noktası, Ağrı Dağı'nın 5.166 metreye erişen doruğudur. Başlıca geniş düzlükler Çukurova, Konya Ovası ve Harran ovalarıdır. Kaynağı ve denize döküldüğü yer ülke sınırları içinde olan en uzun akarsu 1.355 kilometre uzunluğundaki Kızılırmak'tır. En büyük doğal göl, 3.713 km² alan kaplayan Van Gölü'dür. 817 km²'lik alana yayılan Atatürk Baraj Gölü ise ülkenin en büyük yapay gölüdür. Türkiye'nin en büyük adası olan Gökçeada'nın yüzölçümü 279 km²'dir. Kara parçalarının toplam alanı 770,760 km², su alanlarının toplam alanı ise 9,820 km²' dir.
Dağlar Nehirler Ovalar Göller Adalar Milli Parklar Ağrı Dağı, 5.137 m Meriç Nehri Çukurova Van Gölü Gökçeada, 279 km² Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı Palandöken, 3.176 m Kızılırmak Amik Ovası Tuz Gölü Balıkesir Marmara Adası, 177 km² Manyas Kuş Cenneti Cudi Dağı, 4.135 m Yeşilırmak Konya Ovası Beyşehir Gölü, 656 km² Bozcaada, 36 km² Kızıldağ Milli Parkı Süphan Dağı, 4.058 m Fırat Nehri Harran Ovası Eğridir Gölü, 468 km² Uzunada, 25 km² Köprülü Kanyon Milli Parkı Kaçkar Dağı, 3.932 m Sakarya Nehri Kestel Ovası Akşehir Gölü, 353 km² Balıkesir Alibey Adası, 23 km² Düdensuyu Mağarası Erciyes Dağı, 3.917 m Gediz Nehri Barak Ovası İznik Gölü, 298 km² Balıkesir Paşalimanı Adası, 21 km² Marmaris Milli Parkı Uludağ, 2.543 m Murat Nehri Iğdır Ovası Burdur Gölü Balıkesir Avşa Adası, 21 km² Kaçkar Dağları Milli Parkı Amanos Dağları, 3.271 m Dicle Nehri Bursa Ovası Kovada Gölü Göreme Tarihi Milli Parkı Toros Dağları Seyhan Nehri Erzurum Ovası Manyas Gölü Sapanca Gölü Beyşehir Gölü Milli Parkı Munzur Dağı Ceyhan Nehri Eymir Gölü Aladağlar Milli Parkı Hasandağı Göksu Nehri Seyhan Ovası Salda Gölü Karatepe-Aslantaş Milli Parkı Aladağlar Çoruh Nehri Yüksek Ova Erçek Gölü ve kuş cenneti Beydağları Sahil Milli Parkı Kaçkar Dağları Büyük Menderes Buzul (Cilo) Dağı, 4.135 m
Türkiye'nin üç tarafının denizlerle çevrili olması, dağların konumu ve yeryüzü şekillerinin çeşitlilik göstermesi, farklı özellikte iklim tiplerinin doğmasına yol açmıştır. Kıyı bölgelerinde denizlerin etkisiyle daha ılıman iklim özellikleri görülür. Kuzey Anadolu Dağları ile Toros Sıradağları, deniz etkilerinin iç kesimlere girmesini engeller. Bu yüzden iç kesimlerde karasal iklim özellikleri görülür.
Akdeniz iklimi: Akdeniz ve Ege Denizi kıyılarında etkili olan bu iklim tipi, Marmara Denizi'nin güney kıyısına kadar sokulur. Kıyıdan yaklaşık 800 metre yüksekliğe kadar bu iklimin özellikleri görülür. Bu iklim tipinde yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlıdır. Karadeniz iklimi: Türkiye'nin kuzey kıyılarında, dağların denize bakan yamaçlarında görülen bir iklim tipidir. Bu iklimde yaz sıcaklığı, Akdeniz ikliminde olduğu kadar etkili değildir. Kış mevsimi, güney kıyılarına göre soğuk geçer. Yağış miktarı fazladır. Karasal iklim: Türkiye'nin denizlerden uzak, yeryüzü şekillerinin meydana getirdiği engellerden dolayı deniz etkisinden yeterince yararlanamayan kesimlerinde karasal iklim görülür. İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri ile Trakya'nın iç kesimleri karasal iklimin etkisi altındadır. Buralarda mevsimlik ve günlük sıcaklık farkları büyük, yağışlar genel olarak azdır. Kışlar uzun, soğuk ve karlı, yazlar kısa fakat sıcaktır. 8.000 yıldan bu yana tarım yapılan Çukurova, ayrıca Ege Bölgesi, Bafra ve Çarşamba ovaları dünyanın en bereketli topraklarından sayılır. Tropikal bitkiler de dahil (mersin , anamur gibi dar bir alanda yapılan tropikal meyve tarımı da dahil.) dünyadaki sebze ve meyve çeşitlerinin %90'ı Türkiye'de yetişir.
Türkiye'de Görülen İklim Çeşitleri
Türkiye Faunası Ana madde: Türkiye faunası
Anadolu parsı (Panthera pardus tulliana).Türkiye faunası birçok farklı hayvan türünü barındırması ile dikkat çeker. Anadolu'nun Asya ile Avrupa arasındaki konumu bunda başlıca etkendir. Farklı iklim özelliklerinde coğrafi bölgelere sahip olduğu için, florasının diğer Orta Doğu ülkelerine göre daha zengin (850 cins altında toplanan 9.000 tür bitki) olması ise diğer önemli etkendir ve bu yüzden, farklı iklim ve besin ihtiyacı olan birçok hayvan türü kendisine uygun yaşam alanı bulabilmektedir.
Böylece, Türkiye'de yalnızca Akdeniz faunasının değil, Orta ve Doğu Avrupa, Orta Doğu, Kafkaslar ve Arap Yarımadası faunalarının da tipik türleri bulunmaktadır. Ayrıca Avrupa ülkeleri ile karşılaştırıldığında, çok daha fazla memeli tür barındırır ve bu da Türkiye faunasının ne tipik Avrupa faunasına ne de tipik Orta Doğu faunasına kategorize edilebildiğini gösterir.
Türkiye faunasına ait 160 memeli, 418 kuş, 120 sürüngen, 22 kurbağa, 127 tatlısu balığı, 384 deniz balığı olmak üzere toplam 1230 civarında omurgalı tür tanınır. Ama bu türlerin bazıları tamamen tükenmek üzeredir, bazıları da tehlike altında bulunmaktadır.
Ekonomi
Türkiye Ekonomisi Türk turizmi Türk firmaları İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) Yeni Türk Lirası Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Bakü Tiflis Ceyhan Petrol Boru Hattı (BTC) Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) Yabancıların Türkiye'de mülk alımı
Ana madde: Türkiye Ekonomisi
Keban BarajıKuruluş yıllarında Osmanlı Devleti'nin yıkılış döneminin savaş yenilgileri geçmişiyle başlayan Türkiye ekonomisi 1923 sonrası yıllarda harap vaziyetteydi.İstanbul ve İzmir haricinde ne sanayi, ne sermaye sınıfı, ne altyapı, ne de eğitim mevcuttu. En basit ürünler dahi ithal edilmek zorundaydı. 12 milyonluk nüfusun büyük çoğunluğunu okuma yazma bilmeyen yoksul insanlar oluşturuyordu. Anadolu'daki büyük toprak sahipleri de sanayi burjuvazisini oluşturmaktan çok uzaktı.
II. Dünya Savaşı sonrasına kadar devlet ekonomisiyle yaşayan toplum, 1950'den sonra Amerika Birleşik Devletleri'nin de etkisiyle büyük bir kapitalist sanayi kalkınma dönemine girdi. Bugün de sürmekte olan bu kalkınma süreci özellikle büyük toprak sahiplerinin, hızla modern sermaye sınıfına dönüşmesine yolaçtı. Anadolu'nun kalkınması ve alt yapısının oluşması sürecinde 200 milyar ABD dolarından fazla borç oluştu. GAP projesi ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu teşvik programları halen sürmektedir.
Yıllık ortalama %6 üzerindeki ekonomik gelişme ile beraber büyük bir değişim ve modernleşme başladı. Öncelikle İstanbul, İzmir ve Mersin, gibi Batı bölgeleri, 1980'den sonra da bütün Anadolu illerinde büyük sermaye ve sanayi oluştu. Sabancı, Koç, Zorlu gibi kurulan onlarca büyük sanayi holdinginin yanında yüzbinlerce büyük, orta ve ufak ölçekteki şirket, ve oluşan işçi sınıfı, dinamik bir ekonominin taşıyıcıları oldular.
Eğitim Ana madde: Türkiye Cumhuriyeti üniversiteleri Ayrıca bakınız:Türkiye Cumhuriyeti Liseleri
İTÜ'nün AmblemiKuruluş yıllarında toplam 12 milyonluk nüfusun büyük çoğunluğu okur-yazar değildi. Günümüzde bu oran %90'dır. Türkiye eğitim sistemi; 8 yıllık temel eğitime dayanır. Daha sonra 4 yıllık orta öğrenim dönemi vardır. Üniversiteye geçiş Öğrenci Seçme Sınavı ile gerçekleştirilir. Yaygın eğitim kurumları bazında halkeğitimler |
Tarih: 19:57, 16/4/2009 Kategori: Edebiyat _ kultur sanat _ Kutuphane |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Pazaryolu'nda Deprem
Erzurum`un Pazaryolu ilçesinde gece g 01:21 sularında 4.34.3 büyüklüğünde deprem meydana geldi
| Tarih-Saat: | 16.04.2009 01:33:08 | | | Koordinat: | 40.391K 40.564D | | Büyüklük: | 2.9 | | Derinlik: | 8.3 km | | Açıklama: | PAZARYOLU (ERZURUM) | http://www.depremler.org/deprem.aspx?id=6318 << deprem haritası
PAZARYOLU (ERZURUM) Depremi, 16 Nisan 2009 Perşembe - 01:21
4.3 şiddetinde, 5.0km. derinliğinde. |
Tarih: 09:33, 16/4/2009 Kategori: Pazaryolu Il_esi |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Paylaşmak xD
Soğuk bir kış akşamı, MacDonalds'ın kapısından içeri yaşlı bir amcayla teyze girmişler, bir masaya oturmuşlar.Derken amca, kasaya gidip 1 hamburger,1 büyük boy patates ve bir büyük Cola almış.Elinde tepsiyle masaya dönmüş, hamburgeri ikiye bölerek yarısını teyzenin önüne koymuş,sonra bütün patatesleri tek tek soyarak onlarında yarısını teyzeye vermiş, sonra Cola kutusunu da ortaya koymuş, önce bir yudum kendisi içiyor sonra da teyze bir yudum alıyormuş.
Herkes ne tatlılar, iki tonton buraya gelmişler, bir kişilik yemeği ikisi yiyorlar zavallıcıklar diye onları izliyormuş.
Derken bir de bakmışlar ki teyzenin önünde hamburgerle patatesler olduğu gibi duruyor, kocasının afiyetle yemek yiyişini seyrediyor arada bir de Cola'dan bir yudum alıyormuş. Sonunda orda çalışanlardan biri dayanamamış, yanlarına gitmiş:
-Afedersiniz, ben sizi izlemekten kendimi alamadım lütfen izin verin size bir mönü kendim ısmarlayayım. - Yaşlı amca teşekkür ederiz ama biz halimizden memnunuz.60 yıldır evliyiz ve her şeyimizi işte böyle paylaşırız demiş.
Bunun üzerine genç adam teyzeye dönmüş:
-Peki ama teyzeciğim, siz neden hamburgerinizi patateslerinizi yemiyorsunuz, neyi bekliyorsunuz? Yaşlı teyze cevap vermiş :
-Dişleri...!! |
Tarih: 20:42, 15/4/2009 Kategori: Fikralar _ Komik yazilar |
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
|