Free Flower ani MySpace Cursors at www.totallyfreecursors.com
ERZURUM - Alıçlı Mahallesi - Blogcu Myspace Falling Objects



Alıçlı Mahallesi



Ana Sayfa Profilim Arşiv




Sık Kullanılanlara Ekle

Hakkımda




hosgeldiniz

Kategorilerim

Yazılarım

___________Nene Hatun______________
Sarki İsİmlerİne Dİkkat
Sazan =)
Sesime Kulak Ver!!!.. Mevlana
Kedilerin Dünyası
Kız Kulesi Efsanesi
Edebiyat Nedir?
_________Türkiye__________
Pazaryolu'nda Deprem
Paylaşmak xD

Son Yorumlar

:)
slm
çok saol
fotoğraf
MSN
birdee..
yardımm
alıçlı fotoğrafları
slmlar
Merhaba

Bağlantılarım

Pazaryolu

Arkadaslarım

gonca
afacanlar
iremkiz
bilis
yagmurmah
asumann
bilinmezlikulkesi
nurseher
vildan1
daisy25
herneysem
beyhan2
zeytinpeynir
maria25
teyoemi
lezya
crazypink
betul17
cicekcikiz
irmawitchh
teknokol
isranur
afacanlarokulu
simyaci25
pazaryoluu
anemonist
aybukenindunyasi

Zıyaretcılerim

Online Ziyaretci: Sitenizesayac.com

Bannerim

daisy1 EĞER KOPYALAMADA SORUN VARSA İMLECİ KODLARIN ÜZERİNE GETİRİP SAĞ TIKLAYIN VE TÜMÜNÜ SEÇ DİYİN KODLARI SEÇİNCE MAVİNİN ÜZERİNE YİNE SAĞ TIKLAYIP KOPYALA DİYİN..

Dost sıteler

Image Hosted by ImageShack.us
-teyoemibloglariniz
teyoemidaisy1daisy Cortar na Casaca mzh Laracroft chez Lalique cicilerimizvebiz CafeRosereFikabusem94a>


site ekle

pazaryoluu

Anketler

Image Hosted by ImageShack.us

haberler-

Eğlence

Günlük Burç

---------

CİRİT OYUNU

                                

Cirit, bir diğer adı ile Çavgan; Türklerin yüzyıllardan beri oynadıkları bir Ata sporudur. Türkler bu Atlı oyunu Orta Asya dan günümüze taşımışlardır. 16. yüzyılda bir savaş oyunu olarak kabul edilmişti. 19. yüzyılda Osmanlı ülkesi ve sarayının en büyük gösteri sporu ve oyunu oldu. Cirit aynı zamanda tehlikeli bir oyun olması sebebi ile 1826 yılında II. Mahmut tarafından yasaklanmıştır. Daha sonraları tekrar popüler bir gösteri oyunu olarak yaygınlaştı. Bugün Anadolu'da pek çok ilimizde ilgiyle izlenen ve oynanan Cirit oyunu ve kuralları şu şekildedir: Cirit , 120x40m.'lik beyaz çizgilerle bölünmüş bir alanda oynanır. Oyun süresi 35 dakikalık 2 devreden toplam 70 dakikadır. Oyun alanının boyu 32 m. Eni 40m. Arkasındaki yasak alan 6m, alay durağı 6m.dir. Cirit sopası uzunluğu 110 cm.dir.

   Alay Durağı: Takımın tek dizi halinde durduğu 6m. derinliğindeki bölge.
Yasak Alan: Alay durağı ile atış sahası arasında çizgilerle sınırlı orta sahaya 5m. derinliğindeki alandır. Burada karşı takımdan 2 atlı bulunabilir. Fazlasına eksi bir puan verilir.

   
Atış Alanı: Yasak alanın son çizgisinden oyun alanının ortasına 7m. derinliğinde alandır. Alaya hücum eden sporcu bu alana girip cirit atma mecburiyetindedir. Bunun dışında atış yaparsa eksi bir puan alır. Her takım 7 atlıdan oluşur. Her takımın 2 yedek oyuncusu vardır. Bunlar hakeme haber vermek koşulu ile oyunun herhangi anında değişim yapabilir. Oyundan çıkan bir daha oyuna giremez. Oyun puanlamalara göre sonuçlanır. Eksi puanlar artı puanlardan çıkarılır. Toplam puanı yüksek olan takım galip sayılır.

PUAN ALINAN HAREKETLER:

-Alay durağında ve oyun esnasında isabetli her türlü cirit vurmaya 6 puan.-Rakibi yakalamaya ve önünü kesmeye 3 puan
-Eyeri boşaltarak rakibin cirit'ini boşa çıkartmaya 3 puan.
-Rakibin cirit'ini oyun alanında tutmaya 3 puan.

EKSİ PUAN ALINAN HAREKETLER:

- 5 m.'den yakın mesafeden cirit atmak -3 puan
- Atını rakibine kasten çarptırmaya - 3 puan
- Ciritle kendi atına da olsa kasten vurmaya -3 puan
- Atı ile karşı alaya girmek -1 puan
- Yan çizgi ihlali -1 puan
- Atış sahası dışından atış yapmak -1 puan
- Karşı alaya 45 sn. içinde hamla yapamamak -1 puan
- Erken çıkış -1 puan
- Attan düşme -3 puan
- İkinci kez attan düşme -6 puan
- Karşı alaya kasten dalma -3 puan
- Hakemlerin kararına itiraz eden ve disiplinsizlik sergileyen oyuncu ihtar alır, tekrarında ise oyundan ihraç edilir.                                                                                               akarcasu.org adresinden alıntıdır


Tarih: 17:51, 15/12/2007 Kategori: ERZURUM
Yorum (3) | Yorum yaz | Bağlantı

Kırmızı Gül Demet Demet Türküsünün Hikayesi

                                                                        

 

                                              Kırmızı gül demet demet
                                            Sevda değil bir alamet
                                          Balam nenni yavrum nenni

                      Gitti gelmez o muhannet.
                            Şol revan da balam kaldı
                                     Yavrum kaldı balam nenni

                                               Kırmızı gül her dem olmaz
                                           Yaralara merhem olmaz
                                       Balam nenni yavrum nenni

                                                                Şol revan da balam kaldı
                                                                       Yavrum kaldı balam nenni

                                                     Kırmızı gülün hazeli
                                      Ağaçlar döker gazeli
                                             Balam nenni yavrum nenni

                                                                              Kara yağızın güzeli
                                                                        Şol reva da balam kaldı
                                                                    Yavrum kaldı, balam neni

                           Nenni ya! Nenni ki nenni!. Yavrum nenni! Bir demet kırmızı gülle
                                   Gelen nenni!. Nasıl oluyor derseniz, türkünün dilini açmak gerek...

 

Varıp sormak gerek türküye : ''Ey türkü nedir bu demet demet kırmızı gül ve de nenni!. Yavrum nenni... Balam, nenni''. Bu demet demet gül hem de kırmızısından, sevgiliye duygu mu taşıyor? Neden kırmızı gül de kır papatyaları değil? Şöyle sarılı beyazlı, düz sarılı, öküz gözü gibi, kırdan toplanmış papatyalar değil de, demet demet kırmızı gül? Onların sevgi dili yok mu?. Onlar duygu simgesi gül kat... Ama bir tek!. Benim tek gülümsün, gönlümdeki yerin kır çiçekleri kadar engin, kır çiçekleri kadar zengin ve doğal, demiş olmaz mısın? Ama senden iyisini bilecek değiliz ya!. Kırmızı gülü seçmişsin sen. Hem de demet demet...



Ha bir de 'balam' meselesi var! Yavrum diyorsun... 'Nenni' diyorsun 'Gitti gelmez' diyorsun. Yoksa bir ananın balasına, yavrusuna çağrısı mı bu? Şol Revan'da kalan balası üstüne mi söylenmiş?. REVAN, bugünkü adıyla ERİVAN, yani günümüzde Ermenistan'ın başkenti... Türkümüze konu olan olayın geçtiği zaman ise, büyük olasılıkla 17. yüzyıl sonrası... Neden derseniz, REVAN Osmanlının önemli bir ticaret merkezi o zamanlar. Ama bir ara elden çıkmış, Safeviler işgal etmiş. Yıl 1635. Dördüncü Murat iki yüz elli bin kişilik bir orduyla REVAN seferini düzenlemiş. Sekiz ay, yirmi dokuz günlük kuşatma sonunda, REVAN yeniden Osmanlı topraklarına katılmış. Eskisi gibi kervanlar gider gelir olmuş. Mal götürüp, mal getirmişler... Memet de gidip gelen kervancılardan birisi... Anasının da tek 'balası'... Tek oğlu!. Erzurum yöresinde üç beş dönümlük tarlalarını ekip dikiyorlar... Yetiştirdikleri ürünü de kervana katıp, REVAN'da satıyor Memet... Memet de Memet hani... Karayağız bir delikanlı... Taşı tutsa, suyunu çıkaracak kadar güçlü. Bir de alışkanlığı var Memet'in. Her akşam tarla dönüşü, bahçelerden derlediği demet demet gülleri getiriyor anasına.. Anayla oğul arasında bir simge gibi kırmızı gül demeti... Sevgi saygı simgesi. Gülleri evinin duvarına asıp kurutuyor ana... Onlara baktıkça oğlunu görür gibi oluyor... Hele Memet kervandaysa. Gözü gönlü kırmızı gülün kurumuş, gazelleşmiş demetinde ananın. Rüyaları hep Memet üstüne... REVAN yollarını düşlüyor hep. Kimi zaman kara saplanmış görüyor kervanı. Kan ter içinde uyanıyor. Hayra yormaya çalışıyor. Kimi geceler de toza dumana katılmış kervanın, atının eşeğinin devesinin bir toz bulutu içinde kayboluşunu düşlüyor. Bir hortum, yutuyor kervanı. Koca kervan döne döne göğe çekiliyor. Geride ne bir at, ne de bir deve, ne de insan kalıyor. Memet'i arıyor gözleri. Kara yağız, kaytan bıyık Memet, ellerini uzatıyor anasına. 'Tut ellerimi' diyor. Ama ne gezer. Anasının elleri boşlukta kalıyor. Sözün kısası günü gelip de kervan REVAN'dan dönene kadar bu böyle sürüp gidiyor. Kervanın dönüşünü dört gözle bekliyor.



Bazen kışın yola saldığı oğlu yazın dönüyor. Bazen de tersi oluyor. Kervanın dönüşü, bayram gibi! Kimi kocasını, kimi yavuklusunu karşılıyor. Kimi analar da oğlunu. Sarılıp, ağlayanlar, sevinç gözyaşı dökenler. Yemen seferinden döner gibi. Gerçi savaş dönüşü değil ama hastalığı sağlığı var... Karı var, ayazı var!. Bir de salgın hastalık söylentisi yayılmış. Veba hastalığı kırıp geçiriyor ortalığı. İlkin bir ateş sarıyor bünyeyi. Kusma, iltihap, baş dönmesi. En sonunda da sayıklama. Artık kurtuluşu yok. Sayıklaya sayıklaya götürüyor insanı. En erken üç gün. En geç yedi gün içinde başlıyor sayıklama... Kurduğu tüm dünya yok oluyor bir anda insanın. Sevgiliye özlem, alınan armağanlar. Söylenecek güzel sözler. ''Sensiz olamam. Sen benim her şeyimsin. Güne seninle başlıyorum. Seninle bitiyor gecem. Zaman yitirmemek gerek demiştin. Oysa günler su gibi geçti. Ne bir ses, ne bir nefes. Düşlerdeki yerin hariç. Oysa seninle her şeye yeniden başlayacaktık. Öyle demiştik. ''Yaşam o kadar kısa ki; hiç zaman yitirmek istemiyorum seninle olmak için''. Bunları sen söylemiştin. Sıcaklığın avuçlarımdaydı. Kuytu bir sokak arası mıydı?. Yoksa âşıklar yoluna girişte miydi? Bir tek gözlerin kalmış belleğimde. Bir de kuşların bitmeyen şakımaları. Ne de güzel batmıştı güneş. Alaca ışığın, alaca karanlığa dönüştüğü an. Akşam güneşinin, yavaş yavaş yok oluşu muydu güzel olan?. Yoksa alaca ışığın, alaca mutluluğa dönüştüğü an mıydı en güzeli. Bahar mı kokuyordu saçların. Yoksa gerçekten bahar günleri miydi? İşte böyle sevgili. Ben şimdi senden uzak. Seni sayıklıyorum. Ellerini tutabilsem yeniden. Yüzüme dokunsa saç tellerin. Ama ne gezer!. Kuytulardan kaybolmayı severim demiştin. Aniden yok oluyorsun düşlerimden. Ellerim boşta kalıyor. Hem anamın hıçkırığı niye. Uzattığım ellerimi tutsa ya! Ateşler içindeyim. Bildiğim türküleri mırıldanıyorum; yokluğunuzda.



Gurbet elde baş yastığa gelende,
Gayet yaman olur işi garibin,
Gelen olmaz giden olmaz yanına,
Bir çalıdır mezar taşı garibin.


Bir çalının dibine gömüyorlar Memet'i. Söylenecek sözleri, sevgiliye, anasına özlemiyle birlikte örtüyorlar üstünü. Kara toprak alıyor bağrına.
Gençmiş... Sevenleri varmış... Anası yavuklusu yol gözlüyormuş. Ecel bu! Kimini sele, kimini yele verir. Memet'i de Revan'da vebayla yakalıyor. Sayıklaya sayıklaya gidiyor Memet. Kucak dolusu kırmızı güller elinde kalıyor. Sevgiliye özlemi de dilinde!. Artık bir çalıdır mezar taşı Memet'in!. Bir tek Memet değil vebaya teslim olan. Kervanın çoğu kırılıyor. Sahipsiz mezar oluyor Revan ' da. Kalanlar perişan. Utangaç. Yaşıyor olmaktan utanıyorlar sanki... Sanki ölenlerin sorumlusu ölmeyenlermiş gibi... Ağır ağır Erzurum'a giriyor kervan. Analar, bacılar, sevgililer, oğullar, eşler... Meraklı gözlerle karşılıyor kervanı. Aradığını bulan sarmaş dolaş. Gözyaşları hıçkırıklara karışıyor. Aradığını bulamayanlar, ilk rastladığına soruyor. ''Oğlum Memet'im nerede. Birlikte çıktınız kervana. Nerede kaldı''. Sen sen ol da gel yanıtla. "İlkin kusma başladı. Sonra da bir ateş. En son sayıklama başladı. Tüm sevdiklerini bir bir sıraladı. Titreye titreye sayıkladı. Yedi gün dayandı Memet. Sonra... Sonra bir çalının dibine gömdük onu''. Gel de söyle bunu. Söyleyebil!. Hem de anasına... O ana deli olup dağlara düşmez mi?. Avuçlarını göğe açıp ol tabipten medet dilemez mi?. Kırmızı gülden merhemlik istemez mi?. Kara yağızın güzeli oğlunu, canından parçayı alıp götüren ölüme, ilenmez mi? Ölümün hepsi kötü. Ana, baba, anneanne, dede. Hepsi kötü. Dün var olan... Soluyan, nefes alan, nefes veren. Bir anda yok artık. Yerinde yeller esiyor. Şekli şemali, son sözleri, yavaş yavaş yok oluyor. Belleklerden siliniyor. Yaşlı ölümü neyse ne! ''Öldü de kurtuldu" diyor insan. Ya gencecik ölümler. Muradı gözünde gidenler. Anadır, alıyor veriyor. veriyor alıyor. Oluru yok. Diline kırmızı gülleri doluyor. Ol tabipten medet diliyor. Olmuyor. Ver elini dağ yolları. Dilinde türküsü. Gönlünde oğlunun hayali. Deli olup dağlara düşüyor.

O'nu son görenler elinde bir demet kırmızı gül, dilinde ''Kırmızı gül demet demet. Sevda değil bir alamet Şol Revan'da balam kaldı. Yavrum kaldı''... diye diye haykırdığını söylediler.

                        Kırmızı gül demet demet
                                Sevda değil bir alamet
                                          Balam nenni yavrum nenni

                                       Gitti gelmez o muhannet.
                            Şol revan da balam kaldı
                         Yavrum kaldı balam nenni

                                             Kırmızı gül her dem olmaz
                                                Yaralara merhem olmaz
                                             Balam nenni yavrum nenni

                                                            Şol revan da balam kaldı
                                                          Yavrum kaldı balam nenni

                                               Kırmızı gülün hazeli
                                     Ağaçlar döker gazeli
                        Balam nenni yavrum nenni

                           Kara yağızın güzeli
                                  Şol reva da balam kaldı
                       Yavrum kaldı, balam neni

                                 Nenni ya! Nenni ki nenni!. Yavrum nenni! Bir demet kırmızı gülle
                             Gelen nenni!. Nasıl oluyor derseniz, türkünün dilini açmak gerek...

 

 


Tarih: 20:26, 9/12/2007 Kategori: ERZURUM
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

~ ~Erzurum Fıkraları~ ~

Erzurum Fıkraları

Erzurum havaalanında yolcular uçaga binmişler. Kapılar kapanmış ve hostes "Sayın yolcular" demiş:


- Lütfen kemerlerinizi bağlayınız.
Kimse bağlamamış. Hostes "durumu" pilota anlatmış.

Pilot,mikrofonu eline almış:

- Hele dadaşlar, kemerlerinizi bağlayın da havalanahh...

Herkes bir anda kemerlerini bağlamış.
Hostesin şaşkınlığını gören pilot şöyle demiş:

- Erzurumlu, kanayaklı (kadın) lafıyla iş  yapmaz.
 

Tarih: 18:00, 5/12/2007 Kategori: ERZURUM
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

erzurum fıkralarından

 

 

Uyanık Erzurumlu



Uyanık! Erzurumlu hakkın rahmetine kavuşur, öbür dünya ya göç eder.
Öür dünyada bakar ki iki büyük kapı var ve meftalar birinin önünde kuyruk olmuşlar.. belli ki cenet kapısı.
Erzurum lu uyanık ya kuyruk beklemeyecek önünde hiç kimsenin beklemediği kapıdan dalar içeri.
Tabi içeri girer girmez zebaniler Erzurumluya dalarlar ve bi güzel benzetirler.
Erzurumlu kendine geldiğinde söylenir:
Ahan Beele Yapirsizz , ondan kimse gelmiir buraya..!



Tarih: 19:31, 5/4/2007 Kategori: ERZURUM
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı

sarı gelin

         sarı gelin-türkü sözleri
Erzurum Çarşı Pazar
Neynim Aman Neynim Aman Sarı Gelin
İçinde Bir Kız Gezer

Ah Ninen Ölsün
Sarı Gelin Sarı Gelin Sarı Gelin Suna Yarim

Elinde Divit Kalem
Neynim Aman Neynim Aman Sarı Gelin
Katlime Ferman Yazar

Palandöken Yüce Dağ
Neynim Aman Neynim Aman Sarı Gelin
Mor Sümbüllü Bir Bağ

Seni Vermem Yâdlara
Neynim Aman Neynim Aman Sarı Gelin
Nice Ki Bu Canım Sağ

Erzurumda Kuş Uçar
Neynim Aman Neynim Aman Sarı Gelin
Kanadında Gümüş Var

Yarim Gelmedi Gelmedi
Neynim Aman Neynim Aman Sarı Gelin
Elbet Bunda Bir İş Var


Tarih: 10:50, 1/4/2007 Kategori: ERZURUM
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı

DADAŞ KELİMESİNİN ANLAMI

DADAŞ KELİMESİNİN ANLAMI
Dadaş kelimesi değişik anlam ve şekillerde yorumlanmıştır. Kimine göre; mert, cesur, özü sözü doğru zalimin karşısında, mazlumun yanında olan merhametli, yiğit biridir. Kimilerine göre; erkek kardeş, ağabeyi, cesur, yiğit, tüm erdemleri kendisinde toplamış mükemmel bir insandır. "Aynı zamanda 'numune-yi misal' bir Erzurumludur. Bazılarına göre de. bar tutan, at binen, cirit atan. kabadayı, tığ gibi bir delikanlıdır."
Erzurum, dadaş ve bar bir biriyle yoğrulmuş tek sözcük gibidir. Bu sözcüklerden biri kullanıldığında hemen diğerleri hatıra gelir.
Erzurumlu, sert granite dantel dantel, duygu duygu incelik veren zevk, heyecan, inanç ve benzeri faktörlerin tezgâhında biçimlenerek farkında olmadan 'dadaş' olmuştur.
Dadaşlık, öyle rastgele kazanılmış bir sanat veya meslek değil, bazı müstesna şahsiyetlerde görülen; "efendilik" gibi fıtrî (doğmatik) bir ruh asaletidir. Bu düşünceden baktığımızda tarihî bir misyona sahip olan dadaş, "Zaman zaman serhat boylarının bekçisi, âcizin. yoksulun, kimsesizin hamisi, eli ve sofrası açık mert bir köylü, bir esnaf, camilerimizin imanlı, toksözlü. nur yüzlü vaizi, siyasî hayatın medeni cesaretini nefsinde toplamış cesur bir hatip, yiğit bir kumandan, vazifesini namus bilen bir memur, bir öğretmen ... kendisini ailesine ve çocuklarına vakvetmiş Erzurumlu bir ana veya babadır."
Dadaş, aile içinde ve dışında herkesin saygınlığını kazanmış, her konuda kendine güven duyulan, sofrası eşe - dosta yoksula düşküne açık, İyi bir aile reisidir.


Tarih: 19:20, 20/3/2007 Kategori: ERZURUM
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

erzurum un kurtuluş yıldönümü

89.Kurtuluş Yıldönümün Kutlu Olsun Erzurum
Bu sayfayı arkadaşınıza tavsiye edebilirsiniz.
Günlerden 12 Mart 1918, Yer: Anadolu’nun doğusunda, karlar ülkesi Erzurum, O gün namus günü idi: vatanın, namus bellendiği gündü, bu gün olduğu gibi.
Günlerden 12 Mart 1918,
Yer: Anadolu’nun doğusunda, karlar ülkesi Erzurum,
O gün namus günü idi: vatanın, namus bellendiği gündü, bu gün olduğu gibi.

Kara bahtın, beyaz sayfalara tırnaklar ile kazındığı gün.
Zulmün Aziziye tabyasında son bulduğu, dirilmemecesine tarihe gömüldüğü, o kara bahtların aklandığı gün.

Bundan tam 89 yıl öncesiydi;
Anası-kızı-kızanı, genci-ihtiyarı, balası-dadaşı, hepsi istiklal için, ölümü koltuklarının altına alıp, ellerinde tüfek, tüfeği olmayan pala, satır, nacak ve kazma/kürek ile toplanmış yürüyorlardı. Kaderleri ardı sıra. Var olma yolunda; üstlerine düşen görevi, canları pahasına, kanlarının son damlasına dek, yerine getirmek üzere.

Tarih sayfasında ki asaletinden hiçbir şey kaybetmeyen, Erzurum Dadaşı; vakurdu. Tüm hamaseti ve ülküsü ile dimdik ayakta idi, görevini başarı ile yerine getirmenin sevincini yaşıyordu. Daima da yaşayacaktır.

Vatanı uğruna, hiç düşünmeden, tereddütsüz, canlarını seve, seve feda eden şehit vatan evlatlarına Cenab-ı Allah’tan rahmet ve mağfiret diliyoruz.
Mekânları cennet olsun. Yaslı-kederli ailelerine de sabırlar diliyoruz.

Şerefli, kutlu ve bir o kadar acı anılarını yürekten yâd ediyoruz. Şükürler olsun bugünlere. Bu vatanı bizlere emanet eden atalarımızın ruhları şad olsun…

Erzurum’un ve Erzurumlu Hemşerilerimizin de; bu coşku ve heyecan dolu “Düşman işgalinden kurtuluşunun 89. kutlama gününü” candan paylaşıyoruz.

Yüce Mevla’m bu millete bir daha kurtuluş günleri yaşatmasın.


Tarih: 13:39, 12/3/2007 Kategori: ERZURUM
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı

ERZURUM VE OLTU TAŞI

 


Erzurum ve Oltu Taşı

Erzurum kuyumculuğu ve Oltu Taşı işlemeciliği ile ünlüdür. Yarı değerli taş olan Oltu Taşı (kehribar) Erzurum'a özgüdür Altın ve gümüş ile birlikte Oltu Taşından kadınlar için bilezik, gerdanlık, broş, küpe, saç tokası ve tarağı yapılırken, erkekler için tespih, ağızlık, yüzük, vb. eşyalar imal edilmektedir. Bu ürünlerin satıldığı yer Rüstem Paşa Bedesteni'dir. Taşhan olarak ta adlandırılan bu eser Kanuni Sultan Süleyman'ın sadrazamı Rüstem Paşa tarafında yaptırılmıştır. Osmanlı mimarisinin özelliklerini taşıyan iki katlı bina halen çarşı olarak kullanılmaktadır.

 

 


Tarih: 12:35, 20/1/2007 Kategori: ERZURUM
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı
<- Son Sayfa Sonraki Sayfa ->



blog desing






::::::::::

başörtümüz
başartümüz